Şüyuu Vukuundan Beter
Eskilerin deyimiyle “şüyuu vukuundan beter” Yani bir kötülüğün yayılması ve dillerde dolaşması, o kötülüğün gerçekleşmesinden daha büyük tahribat yapıyor. İletişim çağının sunduğu imkânlar, maalesef modern dünyada birer "ahlak öğütücüye" dönüşmüş durumda. Bugün haber bültenleri ve gündüz kuşağı programları, hiçbir ahlaki süzgeçten geçmeden en mahrem ve en iğrenç hadiseleri salonlarımızın ortasına, çocuklarımızın zihnine boca ediyor.
Haber mi, Yoksa Reyting Uğruna Toplumsal İnfaz mı?
Televizyon kanalları, düşük maliyetli ve yüksek reytingli olduğu gerekçesiyle "üçüncü sayfa" haberlerini ana haber bülteni diye sunuyor. Cinayet, kaza, gasp ve intihar olaylarının dramatik müziklerle, sansasyonel bir dille verilmesi artık bir standart haline geldi. Ancak asıl tehlike burada değil; asıl tehlike, "haber" maskesi altında anlatılan sapkınlıklar ve iğrençliklerde gizli.
Sosyologların "Anomi" olarak adlandırdığı toplumsal kuralsızlık hali, bu yayınlarla besleniyor. Ailecek izlenen bir saatte, insanların yüzünü kızartacak, hayâ duygusunu zedeleyecek olayların en ince ayrıntısına kadar anlatılması, temiz dimağlarda şu tehlikeli düşünceyi doğuruyor: "Demek ki böyle şeyler de olabiliyor."
Psikolojide "Duyarsızlaşma" olarak bilinen süreç, bireyin sürekli şiddet ve ahlak dışı içeriğe maruz kalmasıyla vicdani reflekslerini kaybetmesi durumudur. Kötülük sıradanlaştığında, toplumun savunma mekanizması çöker.
Hukuk ve ahlakın temel prensibi şudur: Münferit bir suçun ifşası, o suçun kendisinden daha büyük bir sosyal faciaya yol açmamalıdır. Bir sapkınlığın ekranlarda bangır bangır anlatılması, sadece faili değil, o failin suçsuz ailesini ve çevresini de sosyal bir ölüme mahkûm eder. İslam hukukunda "kazf" (iftira ve namusa dil uzatma) suçuna verilen ağır ceza, aslında toplumsal onuru koruma amacı taşır. Günahı işlemek ne kadar büyük bir vebalse, o günahı meşrulaştıracak şekilde ifşa etmek de o kadar büyük bir suçtur.
Gündüz kuşağı programları ise tam bir toplumsal zehirlenme merkezine dönüşmüş durumda. Kadınların işledikleri suçları veya gayrimeşru ilişkilerini canlı yayında, eşlerinin yanında son derece soğukkanlılıkla anlatması; stüdyodaki izleyicilerin ve ekran başındakilerin bu "rezaleti" bir film gibi izlemesi ahlaki çöküntünün zirvesidir. Habercilikle, kamu yararıyla zerre alakası olmayan bu içerikler; edep, hayâ ve aile bağlarını doğrudan hedef almaktadır.
Toplum bu noktada doğal olarak bir denetim mekanizması arıyor. Ancak RTÜK'ün tutumu kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. Siyasi rakiplerine karşı oldukça sert müeyyideler uygulayan bir kurumun; aile yapısını dinamitleyen, zinanın ve sapkınlığın normalleştirildiği bu programlara göz yumması kabul edilemez. Siyaset gelir geçer ancak toplumun ahlaki dokusundaki tahribat nesiller boyu tamir edilemez.
Hükümete yakın olsun veya olmasın, hiçbir kanalın reyting uğruna toplumun manevi temellerine dinamit koyma hakkı yoktur. Ahlak sınırlarını zorlayan bu "zehirli sarmaşıklar" ekranlardan temizlenmeli, ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Unutulmamalıdır ki; kötülüğü gizlemek onu yok etmez ama kötülüğü yaymak onu her yere bulaştırır.
“Müminler arasından hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.” Nur süresi 19. ayet
Editör: Mehmet Nezir Güneş
