İlim aydınlık ve güç verir, İman, aşk, ümit ve bağlılık verir.
İlim aydınlık ve güç verir,
İman, aşk, ümit ve bağlılık verir.
Allahu Zülcelâl, Kur'an-ı Kerim’de Zümer Suresi 9. ayette şöyle buyurmaktadır: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Rabbimiz, mukaddes kitabımızın pek çok yerinde ilmin ve ulemanın değerini bizlere açıkça beyan etmiştir. Efendimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde ilim tahsilinin kıymetini vurgulamış ve “İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslümana farzdır” buyurarak rotamızı çizmiştir.
Ancak tam bu noktada, durup üzerinde derinlemesine düşünmemiz gereken hayati bir soru mevcuttur: İlim tek başına yeterli midir? Yahut ilim tahsil ederken niyetimiz ne olmalıdır?
Büyük İslam alimi İmam-ı Gazalî ilmi "faydalı" ve "zararlı" olarak ikiye ayırır. Gazalî’ye göre, kalbi temizlemeyen, insanı kibre sevk eden ve Allah rızasından uzaklaştıran her ilim, sahibinin sırtında bir yüktür. Nitekim bugün yaşadığımız dünya, ilim iman ile harmanlanmadığı zaman ne tür felaketlere mal olduğunu ayan beyan gözler önüne sermektedir.
Günümüzde üretilen kitle imha silahları, ölümcül mayınlar, biyolojik ve kimyevi zehirler... Bunların hiçbiri cehaletten doğmadı; aksine, hepsi yüksek akademik seviyelerde kariyer yapmış bilim insanlarının, laboratuvarlarda sabahlayan akademisyenlerin eseridir. Dünyayı ateşe veren atom bombasını okuma yazma bilmeyen bir köylü vatandaşı üretmedi; tam tersine, onu modern dünyanın en "seçkin" üniversitelerinden mezun olan bilim insanları tasarladı. İşte bu yüzdendir ki, insanlığın gördüğü en kanlı savaşlar, sömürgeler ve istilalar vahiy disiplininden kopmuş bu "okumuş cahillerin" eliyle yürütülmektedir. Yüzyıllık sömürge planları, bu kalpsiz dehalar tarafından masalarda projelendirilir. Kapitalizm, tarihin hiçbir döneminde bu okumuş kadroların desteğiyle kazandığı güce erişmemiştir. Şu an yeryüzündeki teknolojik ve ilmi inkişafların büyük bir kısmı, insanlığın saadetine değil, ne yazık ki kan içici sermayedarların çarkına hizmet etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, medrese ile mektebin, yani din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulması gerektiğini savunurken tam olarak bu tehlikeye dikkat çeker: “Aklın nuru fünun-u medeniyedir (fen ilimleridir), kalbin ziyası ise ulûm-u diniyedir (din ilimleridir). İkisinin imtizacıyla (birleşmesiyle) hakikat tezahür eder... İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit; birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder.”
İlim, iman ile beraber olunca rahmettir. Gayesi Allah rızası olmayan bir ilim, din kisvesine bürünse dahi topluma aydınlık getiremez. Nitekim ahlaktan yoksun dini eğitim görmüş bazı kimselerin de toplumu aydınlatmak yerine, ya kibre kapıldıklarını ya da dini kendi menfaatlerine alet ederek kutsalı sattıklarını görmekteyiz.
Gerçek ilim; insanın Allah ile, insanın insan ile ve insanın doğayla olan ilişkisini vahiy disipliniyle, yani ahlaki bir mizanla gerçekleştirebiliyorsa ilimdir. Bunun dışındaki her şey kuru bir iddiadır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” duası, tam olarak bu idraki kalbimize yerleştirmek içindir. Allah’ın rızasının maksat kılınmadığı, insani değerlerden yalıtılmış her ilmi inkişaf, insanlık için kaçınılmaz bir felakettir.
Büyük bir Müslüman mütefekkirin de veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, ilim ve iman arasındaki o muazzam dengeyi iyi kavramak gerekir:
İlim aydınlık ve güç verir;
iman aşk, ümit ve bağlılık verir.
İlim araç ve aracılar verir;
iman amaç ve hedef gösterir.
İlim hız kazandırır;
iman yön verir.
İlim başarmaktır;
iman ise iyiyi, güzeli istemektir.
İlim konuyu ortaya çıkartır;
iman ne yapmamız gerektiğini belirler.
Örneğin; ilim atomu bulur, iman ise “Bunu insanlar aleyhinde kullanma!” der.
İlim insanın dış dünyasındaki inkılabı gerçekleştirir;
iman ise içteki inkılabı yapar.
İlim dünyayı insanın dünyası haline getirir;
iman ruhu “insani ruh” kılar.
İlim insanı uzak ufuklara ulaştırır, bu yatay bir gidiştir;
iman insanı dikey yönde yükseltir, bakış açısını genişletir.
İlim tabiatı değiştirerek ona egemen olur;
iman ise insanı değiştirerek ona egemen olur.
Her ikisi de insana güç sağlar.
Ama ilmin verdiği güç munfasıl (ayrı, parça parça ve dışta) iken; imanınki muttasıldır (tek, birleşik ve içtedir).
Her ikisi de birer güzelliktir; ama ilim aklın, iman ise ruhun güzelliğidir.
İlim düşünceyi,
iman ise duyguları süsler ve kemale erdirir.
Netice itibariyle; insanlık, ancak ilmin meşalesini imanın nuruyla yakabildiği gün gerçek huzura kavuşacaktır. Allah bizleri faydasız ilimden, vicdansız fenden ve istikametsiz akıldan muhafaza eylesin.