Ey Hacı!
Düşün ki; Mekke’deki menasiklerini bitirdikten sonra, Resulüllah’ı ziyarete gitmelisin. Kâbe’ye yönelip “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk” diye Allah’a söz verdin. Sonra, bu sözüne Resulüllah’ı şahit tutmak için Medine’ye gitmelisin.
Bu arada, yol boyunca peygamberimizi ve onun o sadık dostlarını tefekkür etmelisin. Onlar ki, bu şehirden karınları aç ve yaşlı gözlerle ayrılmışlar, çoğu hanımlarını ve çocuklarını geride bırakarak gitmişlerdi. Peygamberimiz Mekke’ye nazır bir tepede durup yaşlı gözlerle Mekke’ye bakmış ve “Ey Mekke! Sen benim için çok kıymetlisin ama ne yapayım senin sakinlerin ve sende yaşayan halk benim için yaşama ve barınma imkânı bırakmadılar” demişti.
İşte sen de Ey Hacı!
Onların bu hasretliklerini ta yüreğinde duymalı ve özlemlerini anmalısın. Peygamberimizin evinde ve onun yatağına uzanmış imam Ali (kv) efendimizi tefekkür etmelisin. Hani, o düşmanlarını yanıltmak için ölümüne peygamberimizin yatağına yatmıştı.
Ey Hacı!
Bu şehrin semalarında hala sesleri yankılanan, hunharca katledilmiş Sümeyye ve Yasir’in çığlıklarını hissetmelisin. Esma binti Eba Bekir’i düşünmelisin. Hayatının baharında, arkasına koyunlarını takarak mağaraya süt götürmüştü. O mağarada, Peygamberimiz ve Esma’nın babası Hz. Ebubekir Efendimiz müşriklerinden saklanıyordu.
Sonra Hudaybiye’ye geldiğinde, Hz. Osman Efendimizin silahsız bir şekilde elçi olarak ölümü göze alarak, Mekke’ye yürüyüşünü görmelisin.
Akabinde Sahabe-i Kiramın yaşlı gözlerle ve heyecanla “ağacın altında” Resulüllaha beyatlerini iliklerinde hissetmelisin. Onlar ki; o kadar içten Resulüllaha bağlılıklarını bildirmişlerdi ki daha sonra Allah Teala Kuranı Kerim’de onlardan şöyle söz edecekti;
“(Ey Muhammed!), o ağacın altında sana bağlılıklarını bildiren müminlerden Allah razı olmuştu, çünkü onların kalplerinden geçeni biliyordu; böylece Allah, onlara bir iç huzuru bağışladı ve yakında gerçekleşecek bir zafer[in müjdesi] ile onları ödüllendirdi.” (Fetih, 18)
Medine Ziyaretleri
Medine’ye vardığında ise “Seniyetil veda” tepesinden girmeli ve “Taleal bedru aleyna”nın ne anlama geldiğini öğrenmelisin. Medinelilerin coşkusunu yaşamalısın sen de…
Erkekler, çocuklar ve kadınlar sevinç çığlıkları atıyorlardı. Kadınlar zılgıt çekerken, erkekler def çalıyordu. İşte, Allah Resulünün sevgisinin o günülerde nasıl sevda haline geldiğini öğrenmelisin.
Sonra Resulüllahı ziyarete gitmelisin. "Kabrimi ziyaret eden, beni hayatta iken ziyaret etmiş gibi olur." Sanki Hz. Muhammed (sav) hala orada yaşıyor ve her gelenin selamına karşılık veriyor gibi adab içerisinde olmalısın.
Daha sonra gidip Bedir’i, Uhud’u, Hendeği ziyaret etmelisin. Vaktin varsa, ta İs Vadisi’ne kadar git. Orada Ebu Basir’in kabrini ziyaret etmelisin. Onlar ki; 40 kişiydiler, ne Mekke’ye gidebiliyorlardı, ne de Medine’ye. Orada o vadideydiler. Ve yalnızdılar, tek başlarına. Onların Hudeybiye’de sahabe-i Kiramın bilmediği ama Resulü Ekrem’in çok iyi bildiği ve imza attığı, zahiren Müslümanların aleyhinde olan o anlaşma metninin mucizesini gerçekleştiriyorlardı.
Ey hacı!
Eğer Hacc’ı bütün menasikleriyle, hikmetleriyle yapabildiysen ve eğer Resuli Ekrem Efendimizin bütün hatıralarını kafanda canlandırarak tefekkür ettiysen ve bundan sonraki hayatında bunlara mutabaat edeceğine Allah ve Resulünün yanında söz veriyorsan, o zaman “hacı” oldun demektir. Ülkene döndüğünde, örnek ahlakınla ve ziyaret ettiğin o kutsal mekânların manevi gücüyle, bir ömür boyu ameli Salih işleyerek ve Allah dostlarına tabi olarak yaşamalısın.
Ve şunu unutmamalısın; mazlum ve perişan olan İslam ümmetinin, senin İslam’ı tebliğ etmenden çok, onu nasıl temsil ettiğine ihtiyacı var.
Ey hacı!
Bunları tekrar tekrar tefekkür et. Şimdi var git yoluna, Allahu Teala ziyaretini kabul eylesin…
Editör: Mehmet Nezir Güneş
