Platon'un Devleti - Alain Badiou Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Platon'un Devleti kimin eseri? Platon'un Devleti kitabının yazarı kimdir? Platon'un Devleti konusu ve anafikri nedir? Platon'un Devleti kitabı ne anlatıyor? Platon'un Devleti PDF indirme linki var mı? Platon'un Devleti kitabının yazarı Alain Badiou kimdir? İşte Platon'un Devleti kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Alain Badiou
Çevirmen: Nihan Özyıldırım
Çevirmen: Savaş Kılıç
Orijinal Adı: La République de Platon
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753429849
Sayfa Sayısı: 416
Platon'un Devleti Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Felsefenin büyük kurucularından Platon günümüzde yaşasaydı Devlet'i nasıl yazardı? Platoncu komünizmin savunucusu, tiyatro yazarı filozof Alain Badiou Devlet'i serbest bir şekilde çevirerek (aslında yeniden yazarak) bu soruya kendi cevabını vermiş ve ortaya hem klasik hem modern olan özgün bir eser çıkmış: "Mağara" metaforu yerini "sinema"ya, "evet-efendimci" diyalog karakterleri yerlerini gerçek sorular soran meraklı gençlere bırakmış; eksik olan kadın figürü isyankâr bir genç kızla tamamlanmış; klasik dünyanın göndermelerine bütün tarihten, özellikle de günümüz dünyasından göndermeler eklenmiş. Dolayısıyla Spinoza ve Lacan'ı tartışan, Rusya ve Çin Devrimleri üzerine görüş belirten bir Sokrates var karşımızda.
"Peki neden?" diyor Badiou, "Platon'dan hareketle, bu çılgın çalışmaya neden giriştim? Çünkü bugün Platon'a ivedilikle ihtiyaç duyuyoruz ve bunun da sebebi çok açık: Bu dünyadaki hayatımıza yön verebilmemiz için mutlak olana bir şekilde erişmemiz gerektiği inancına hayat veren Platon'dur." İçinde yaşadığımız dünyayı yorumlamak isteyen herkes için…
(Tanıtım Bülteninden)
Platon'un Devleti Alıntıları - Sözleri
- şeytanın çalışma odasıdır.
- (iktidar) İlk günlerde, hükümdarlığının başında, herkese gülücükler saçıp karşısına çıkanlara yaltaklanacaktır. Diktatörlükten ne kadar nefret ettiğini yüksek sesle dile getirecek, yakın çevresine olduğu gibi halka yaptığı açıklamalarda da vaatlerini peş peşe sıralayacaktır. Borçlar konusunda moratoryum ilan edecek, bir-iki fabrikaya el koyup yönetimini yakınlarına verecek, ıssız birtakım arazileri istimlak edip kendisini desteklemiş köylülere verecektir. Başlarda safi iyilik, hoşluktur kendisi. Sokrates’in adeta hayretten dili tutulmuştur: — Lafı resmen ağzımdan aldın. Peki ya sonra ne olur? — Kimilerini satın alıp kimilerini yok ederek düşman ilan ettiklerinin defterini dürdükten ve bu konuda kafası rahatladıktan sonra, savaştan dem vurmaya başlar. Çünkü bilir ki savaş olursa halk lidere itaat etmeyi kabul eder. Ayrıca bilir ki savaş yüksek vergiler gerektirdiğinden yoksullaşan yurttaşlar her gün hayatta kalma mücadelesi verir, kendisine karşı komplo kurmaya enerji ve zamanları olmaz. — Müthiş! dedi Sokrates kendinden geçercesine. Ya ondan sonra? — Kendisinin mutlak iktidarına tahammül edemeyecek bazı aydın kafaların kaldığından şüphe ediyorsa, savaş onları yok etmek için iyi bir bahanedir: Sür cepheye, hem de zerre kadar yaşama şansları olmayan cephe hangisiyse ona; olmadı ver düşmanın eline. Bu tür nedenlerden dolayı diktatörlerin savaşa ihtiyacı vardır. — Ama bu kurnazlıklar onu halk nezdinde pek popüler yapmaz, diye itiraz etti Sokrates. İktidarını nasıl devam ettirecek? — Baskıyı sürekli artıracaktır. Yakın çevresinde, iktidar basamaklarını çıkmasını sağlamış insanlardan birkaçı düşüncelerini kendi aralarında, hatta tiranın yüzüne karşı söyleyecektir elbette. İçlerinde en cesur olanlar güttüğü siyaseti açıktan açığa eleştirecektir. O zaman, önemli kararlarda tekelini korumak istiyorsa, bu kişileri ortadan kaldırması gerekecektir. Sonunda, ne kendi saflarında ne de düşmanlarının saflarında güçlü kişilikler kalacaktır. Vasat ve silik tipler hüküm sürmeye başlayacaktır...
- "Yöneticilerin yönetici olmayı en az istedikleri siyasal topluluk aslında en iyi topluluk ve iç savaşlardan en iyi korunan topluluktur. Buna karşılık toplulukların en kötüsü, iktidara en aç insanların yönettikleridir."
- Herkes kendi isini yapmali gercektende duzen bozulmamali
- "Bir adamın ölçütü, güçle ne yaptığıdır..."
- 'Karanlıktan korkan bir çocuğu anlayabiliriz. Yaşamdaki asıl trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.'
- Gerek kendini disipline etmiş gerekse açık fikirli insanlar için ihtiyarlık hiç de zor değildir. Ama ikisinden de nasibini almamışlar içim hem gençlik hem ihtiyarlık korkunçtur
- Özne oluşu engellendiyse kişi tabii ki bir analistin divanına uzanmakta haklıdır. Ama meseleye yakından bakarsak, çoğu zaman tembelliğimiz, büyün hakikatlere karşı iştahsızlığımızı örten pisboğazlık, siyasi korkaklığımızın körüklendiği depresif bir melankoli, bizi dünyayı olduğu gibi kabullenmenin iğrençliğine gırtlağımıza kadar batıran nevrotik güçsüzlük söz konusudur.
- Toplulukların en kötüsü iktidara en aç insanların yönettikleridir.
- Güzel bir ruha aşık olan ona hayatı boyunca sadık kalır.çünkü sevdiği şey ebedidir."diyor platon ve ekliyor;Ruhlar hiç bir zaman eskimez,yaşlanmaz.eskiyen düşünceler ve bedenlerdir.
- İnsanın en zorlu düşmanı, Kendi zayıflığıdır.
- “Değerli insan kendi kendine yeter , tek başına yaşamanın tadına varabilir . Herkesten daha az arar başkalarını.”
Platon'un Devleti İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Vll. Kitap: yazar/platon kitap/kendime-dusunceler--45535 "Bütün zamanları ve bütün varlıkları değerlendirebilen yüksek bir akıl, insan yaşamına çok değer verir mi?" "Mümkün değil. " "Peki böyle birisi,ölümden korkar mı?" "Kesinlikle korkmaz." (Ayşo ama tilki derler)
Antik çağda yazılmış olan “Devlet” kitabı sadece kendi dönemini için değil, çağını aşıp yüzyıllar sonrasına da ulaşmak istemiştir. Yazıldığı dönemde gerekli etkiyi göstermemiş ancak yüzyıllar sonra birçok filozof tarafından ana kaynak olarak değeri fark edilmiştir. Bunu fark edenlerden biri de Fransız düşünür Alain Badiou’dur. Kendisini Platon’un öğrencisi olarak tanımlamıştır. Altı yıl süren uzun çalışmalar sonunda kitabını yazmıştır. Kitabının ilk başlığı “Bu belirsiz kitabı nasıl yazdım?” bölümde hangi yollardan geçerek bu kitabı yazdığından bahsetmiştir. Yazma sebeplerine gelince, ona göre hayatımıza yön verebilmemiz için mutlak olana bir şekilde erişmemiz gerektiği inancına hayat veren kişi Platon’dur. Bunun içinde Platon’ un anlaşılamadığı ya da yanlış anlaşıldığı düşüncesidir. İnsanlık bilimsel olarak ne kadar ilerlerse ilerlesin toplumsal olarak hala aynı kavramları kullanır. Bazıları isim olarak değişse de aslında birbirleriyle iç içedir. Bunlar; doğruluk, para, yaşlılık, sanat, adalet, toplum, işbölümü, koruyucular, müzik, eğitim, ölüm, devlet, geometri, şiir, demokrasi, oligarşi, timokrasidir. Bu terimler ne kadar değişmeye uğrasallar da temel olarak aynıdırlar. Bunu günümüze uyarlanan Devlet kitabını da okuyunca ne kadar birbirlerine benzediklerini fark ediyoruz. Badiou, Devlet’i günümüze uyarlayarak biraz daha gerçekçi kılmıştır. Çağına uygun bir şekilde yazmıştır. (Buğrahan kaya)
Platon'un Devleti PDF indirme linki var mı?
Alain Badiou - Platon'un Devleti kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Platon'un Devleti PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alain Badiou Kimdir?
Alain Badiou, (doğ. 17 Ocak 1937, Rabat, Fas) önde gelen Fransız sol kanat düşünür, École Normale Supérieure ENS'nin eski Felsefe bölüm başkanı.
Badiou aynı zamanda Sorbonne ‘da kurs aldığı bir süre olan 1956 ile 1961 arasında öğrencisi olduğu ENS’de bir felsefeci olmak üzere resmi eğitim aldı. Matematiğe yönelik her zaman canlı ve sürekli bir ilgisi vardı. Çok genç yaşlarda siyasal alanda etkin oldu, SFIO Sosyalist Partinin bir uzantısı olan Birleşik Sosyalist Partinin(PSU) kurucularındandı. PSU özellikle Cezayir’in sömürge olmaktan kurtulması için etkin bir mücadele içindeydi. İlk romanı Almagestes’i 1964’te yazdı. 1967’de Louis Althusser tarafından oluşturulan ve Jacques Lacan ’ın etkisinde hızla büyüyen bir çalışma grubuna katıldı.
Mayıs 1968’de öğrenci ayaklanmaları Badiou’nun aşırı sola geçmesine neden oldu ve UCFML gibi aşırı radikal komünist ve Maoist gruplara katıldı. 1969’da karşı-kültür düşüncesinin kalesi olan 8. Paris Üniversitesi fakültesine (Vincennes-Saint Denis), girdi. Burada, felsefe çalışmalarını Althusserci “bilimsel” Marksizm programından sağlıksız sapmalar olarak gördüğü profesör Gilles Deleuze ve Jean-François Lyotard ile ateşli entelektüel tartışmalar yaptı. 1980’lerde hem Althusserci Marksizm hem de Lacan’cı psikanaliz bir düşüşe geçince (Lacan’ın ölümü ve Althusser’in akıl hastanesine yatırlması ile), Badiou, Théorie du sujet (1982) ve en büyük eseri, Being and Event (1988) gibi daha teknik ve soyut felsefe çalışmalarını yayınladı. Bununla birlikte, Badiou, son çalışmalarında da kullandığı, Althusser veya Lacan’ı ve Marksizm’e ve psikanalize dönük sempatik başvurularını, hiç bir zaman elden bırakmadı.
ENS’deki şimdiki pozisyonunu 1999’da aldı. Aynı zamanda başka birçok kurumda da çalışmaktadır; Collège International de Philosophie (Uluslararası Felsefe Okulu) gibi. Kendisi şimdi, 1985’te Maoist UCFML’den bazı yoldaşlarıyla kurduğu "L'Organisation Politique"’in bir üyesidir. Badiou aynı zamanda bir tiyatro yazarı olarak Ahmed le Subtil gibi yazdığı oyunlarla büyük başarılar kazanmıştır.
Son on yılda , artan sayıda eseri Deleuze, Manifesto for Philosophy(Felsefe için Manifesto), Metapolitics(Meta Politikalar), ve Being and Event gibi İngilizce’ye çevrilmiştir. İngilizce yayınlanan New Left Review ve Cabinet Magazine gibi dergilerde Badiou’dan kısa metinler yayınlanmaktadır.Anahtar Düşünceler
Badiou felsefesinde birçok düşüncenin tekrar kullanımını gerçekleştirir. Onun amaçlarından biri gerçeğin bu kategorilerinin her türlü felsefe eleştirisi için kullanışlı olduğunu göstermektir. Bu nedenle, bunları sanat ve tarih kadar ontoloji ve bilimsel keşifler için de kullanır.
Dört Diskur[değiştir]
Badiou’ya göre, felsefe, felsefi gerçekleri üretmesi açısından kendisinin gerçek prosedürler olarak kabul ettiği dört durum (Sanat, Aşk, Politika ve Bilim) içinde yapılabilir. Badiou çalışmalarında sürekli olarak, kendisinin felsefik bir „hastalık“ olarak nitelendirdiği, bu diskurlardan her hangi birine kendi gerçeğini dayatmaktan felsefenin sakınması gerektiğini dile getirir. Badiou sıklıkla “birleşme noktalarını” veya farklı diskurlar tarafından üretilen gerçekler arasındaki istisnai bağlantı sahalarını bulmaya çalışmıştır. Badiou’nun gerçeklik prosedür içeriğinin dış gerçekliğin inkarı imasını içermediği akılda tutulmalıdır. Badiou, Lacan’ı takip ederek, ‘gerçeği’, gerçeklik prosedürleri çerçevesinde etkide bulunacaklar üzerinde tekrar etkide bulunacak şekilde öğretilebilecek varolanın hacmini ancak sembolize edilemeyecek gerçekliği tasarlamak için kullanmaktadır. Böylece, bir gerçeklik prosedürüne gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulduğunda , ‘gerçek’ aynı zamanda onların gerçeği üretimi olasılığında bir dış sınır olarak iş görür.
Estetik Dışı
"the Handbook of Inaesthetics"(Estetik Dışının El Kitabı) kitabında Badiou, ‘inestetik’ ifadesini “yansıma/nesne ilişkisi”ni inkar eden artistik yaratıcılık içeriğine gönderme yapmak için uydurmuştur. Mimesis düşüncesine veya ‘tabiatın’ şiirsel yansımasına karşı bir tepki göstermek adına, Badiou sanatın ‘içkin’ ve ‘biricik” olduğunu iddia eder. Bir sanat eserindeki aracısızlıkta sunulan gerçeklik duygusuyla, içkin ve sanat ve sadece sanatta bulunan gerçeklik duygusuyla, biricik. Felsefe ve sanat arasındaki bağ hakkındaki görüşü, kendisinin işlevlerini “bilginin biçimlerini onların içinde bazı gerçeğin bir delik açabilecek şekilde düzenlendiği” biçiminde iddia ettiği pedogoji motifine bağlıdır. Bu fikirlerini Samuel Beckett’in düz yazıları, Stephane Mallarme’in ve Fernando Pessoa’nun (bunlar O’na göre felsefenin şimdilik nüfuz edemediği eserler meydana getirdiklerini iddia ettiği sanatçılardır) şiirleri ve diğerlerinin eserlerinden oluşan örneklerle geliştirmektedir.
Alain Badiou Kitapları - Eserleri
- Heidegger, Nazizm, Kadınlar, Felsefe
- Etik
- Aşka Övgü
- Bir İdea Olarak Komünizm
- Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe
- Platon'un Devleti
- Felsefe İçin Manifesto
- Komünizm Fikri (Berlin Konferansı, 2010)
- Sonsuz Düşünce
- Dün Bugün Jacques Lacan
- Başka Bir Estetik : Sanatlar İçin Küçük Bir Kılavuz
- Model Kavramı
- Küçük Panteon
- Gerçek Mutluluğun Metafiziği
- Fransız Felsefesinin Macerası
- Yüzyıl
- Komünist Hipotez
- Bir Yahudi Ne İster?
- Anti-Semitizm Üzerine
- Tarihin Uyanışı
- Gerçek Yaşam
- Alman Felsefesi Üstüne Diyalog
- Beckett, Tükenmeyen Arzu
- Direnişi Düşünmek
- Sonlu ve Sonsuz
- Felsefe ile Politika Arasındaki Gizemli İlişki
- Filozof Ahmed
- Biliyorum Çok Kalabalıksınız
- Deleuze: Varlığın Uğultusu
- Nietzsche Anti-Felsefe Seminerleri
- Petrograd'dan Şanghay'a
- Felsefe ve Güncellik
- In Praise of Mathematics
- Aşka Övgü
- Siyah
- Lacan: Anti-Felsefe Seminerleri
Alain Badiou Alıntıları - Sözleri
- Bilinçdışı düzeyde, ölüm yaşamın altını oyarak, potansiyel anlamlarından yoksun bırakarak onu ele geçirir. Gençliğin iç düşmanlarının ilki budur, çünkü gençlik kaçınılmaz olarak bu tecrübeden geçer. Gençlik anın ölümcül gücünün bu şiddetli tecrübesini yaşamak zorundadır. Felsefenin hedefi içsel ölümün bu canlı tecrübesini inkar etmek değil, aşmaktır. (Gerçek Yaşam)
- "Sıradan hayata yerleşmeye razı olmak ile, yaşamda en azından bir kere, titreyerek de olsa sonsuzla karşılaşmak arasında bir dengedeyiz." (Sonlu ve Sonsuz)
- İnsanlığın özlemeni duyduğu evrensel düzende ne beyaz ne de siyahın en ufak bir varoluş hakkı yoktur. İnsanlık, olduğu haliyle renksizdir l. (Siyah)
- Düşüncede yeni bir delik açmak, deliğe pamuk tıkamaktan yeğdir.Günümüzde, insan hakları denen sözde ahlak sloganı işte bu tür pamuklardandır. (Dün Bugün Jacques Lacan)
- Aşk, gökyüzüne sahip olduğumuzu, gökyüzününse hiçbir şeyi olmadığını söyleyebildiğimiz andır. (Beckett, Tükenmeyen Arzu)
- Devrim yalnızca park ve meydan işgal edilerek gerçekleşemez; devrimci hareketin hedefinde kamusal kurumlar, fabrikalar, üniversiteler de vardır. Devrim, bir başkaldırı eyleminin çoğalması; kendiliğindenlik/ örgütlenme diyalektiğini iyi kurgulaması; zamana ve mekâna yayılması; hedeflerini iyi belirlemesi ve taleplerini insanların özgürlüğü ve eşitliği yönünde rasyonalize etmesi koşuluyla gerçekleşir. (Direnişi Düşünmek)
- Lacan'daki kavramsal içeriği bakımından gerçek, matematik, mantık ya da topoloji aracılığıyla gerçekleştirilebilecek simgeleştirmeye tamamen direnen şeydir. Şu motif hep tekrar eder: Öznenin gerçek noktası simgeleştirilemez. Sonuç olarak, Lacan temel çıkmazı deneyimlemek için biçimselleştirmeyi en uç noktasına taşır. Bir an gelir, biçimselleştirme ister istemez yarıda kalır, çünkü yakalamak istediği şeye hiç mi hiç hükmü geçmiyordur artık; işte o an, öznenin gerçek noktasına dokunduğumuz andır. (Dün Bugün Jacques Lacan)
- Şurası bir gerçek ki kapkara bir umutsuzluğun şarkısını söylemek, ona maruz kalmanın tesellisiydi. (Siyah)
- Felsefe hakikati değil hakikatlerin uygun biçimde rastlaşmasını (conjoncture), yani düşünülebilir bir biçimde aynı zamanda yer almasını (conjonction) dile getirir. (Felsefe İçin Manifesto)
- “Aslında, hoşnut her insan kendisinden bihaber olan kişidir.” (Lacan: Anti-Felsefe Seminerleri)
- Özne, özgürlüğün oluştan sonu gelmez kaçışıdır, insan insanın cehennemidir. (Küçük Panteon)
- “Umut edelim, eyleme geçelim. Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişi doğru siyaseti yapmaya başlayabilir. Sonra da bunun etrafında, yaptığının etrafında konuşabilir. Her şey böyle başlar.” (Biliyorum Çok Kalabalıksınız)
- “Ve sahne gösterir bizlere bu azap yolunun her durağında Değişecektir istikameti varoluşun Ya söküp atacaktır insan kendi çarklarını Ya rıza gösterecektir Gizlice İkbaline mani olana.” (Filozof Ahmed)
- İnsanın en zorlu düşmanı, Kendi zayıflığıdır. (Platon'un Devleti)
- “Ben birim. Şüphesiz büyük talihsizlik. Ama ama ama. Ama. Ben bir neyim? Bir Ahmed miyim? Ahmed yalnızca bir isim. Daha bir sürü Ahmed var. Bir sürü insanın ismi Ahmed. Ustelik Moustache, uğursuz Moustache, Sarges-les-Corne- illes meydanında rastlaştığımızda hep ne der bana, der ki bu kadar Ahmed, Fransa'ya fazla. Eh haddinden fazla Ahmed varsa, çoklar demektir, bir tane Ahmed yok demektir. Ben, Ahmed, isim olarak çok olduğuma göre bir tane değilim! Bir sürü Ahmed-kartal tünedikleri yerden havalanıp yağlı koyunların arasına dalmaya hazır! Tek başına yemek yok! Bir ziyafet var bugün! Bir şölen! Çok yaşasın her biri bir isimli kalabalık aynı. Ay yok! Her biri isimli! Her biri her isimli! Her biri Isimli. Birçok Ahmed'in ismini taşıyan her bir Ahmed, bir Ahmed'dir. Her birler çoktur ama her bir her bir, bir tanedir.” (Filozof Ahmed)
- Ve hiçbir zaman olur: bugün! (Tarihin Uyanışı)
- Lacan, arzunun yasa ile aynı şey olduğunu söyler. Ben de bunu söylüyorum, Lacan'ın aksiyomunu "Örgüt, olayla aynı süreçtir" diye çevriyazıma döktüğüm zaman, bir biçimselleştirmenin aracılığına dayandığım açıklamasını yaparak. Ama yine Lacan'da da biçimselleştirme, arzu ile yasa arasındaki aracıyı ifade eder ve bu aracının adı da: Özne'dir. (Tarihin Uyanışı)
- Bir teori ne kadar yenilikçiyse herhangi bir alanda dogmaya yönelme riski de o kadar çok olur. (Dün Bugün Jacques Lacan)
- "kitleler sınıflara ayrışmıştır; sınıflar partiler tarafından, partiler ise liderler tarafından yönetilirler." (Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe)
- Varlık kendi yok oluşundan başka bir şey değildir. (Beckett, Tükenmeyen Arzu)