diorex
dedas

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu Erbil Forumu'nda konuştu (TAMAMI)

Rûdaw Araştırma Merkezi’nin düzenlediği Erbil Forumu’nda konuşan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Kürt meselesi ve PKK’nın silahsızlandırılması süreci hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Yapıcıoğlu, "Şiddetin dönemi bitmeli, şiddet 40 yıldır en fazla zararı Kürt'e verdi.” dedi.

  • 27.02.2025 14:32
HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu Erbil Forumu'nda konuştu (TAMAMI)

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Irak Kürdistanı'nda Rûdaw Araştırma Merkezi’nin düzenlediği Erbil Forumu’nda Gazeteci Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı. Gündeme dair önemli açıklamalarda bulunan Yapıcıoğlu, yeni sürece ilişkin silahların terk edilmesi halinde bundan en çok Kürtlerin fayda göreceğini belirtti. Yapıcıoğlu, “Şiddetin dönemi bitmeli, şiddet 40 yıldır en fazla zararı Kürt'e verdi.” ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladığı konuşmasının tamamı şöyle: 

Ruşen Çakır: Ne diyorsunuz, Abdullah Öcalan açık ve net bir şekilde örgüte silah bırakın çağrısı yapacak mı sizce?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Bu konuda net bir şey söylemek için elimizde yeterince veri yok. Ama çok büyük bir ihtimalle böyle bir çağrı gelecek. Bizim kanaatimize göre ‘silah bırak’ çağrısı gelmeli. Çünkü böyle bir çağrının, inanıyorum ki bölgedeki bütün halklara ve en başta da Kürtlere büyük bir faydası olacak. PKK’nın elindeki silah, meselinin çözümünün önündeki en büyük engellerden birisidir. Sadece Türkiye’deki Kürtler değil Irak Kürdistan Bölgesindeki ve Suriye’deki Kürtler için de olmak üzere herkesin faydasına olacaktır. Temenni ediyorum ki böyle bir çağrı gelir ve silahın, şiddetin dönemi bir daha açılmamak üzere kapanır.

Öcalan böyle bir çağrısı yapsa da Kandil buna ayak diretebilir veya görmezden gelebilir yorumları var. Siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Bu ihtimal sıfır değil. Daha önce böyle bir çağrının geleceği ve bu çağrının görüntülü olacağı basına yansıyınca Kandil’den gelen tepkiler Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’nda hükümlü bulunması gerekçesiyle yapacağı çağrısının meşru olmayacağı, PKK’nın ancak bir kongre toplamak suretiyle ve ancak bu kongrede karar alınmasından sonra silah bırakabileceği yönünde açıklamalar gelmişti Kandil’den. Ama özellikle Kandil’den en son gelen açıklama bu çağrı görüntülü olmalı yoksa inandırıcı olmaz yoksa şüpheli olur şeklindeki açıklamalar... Kandilin de kendi aralarında tartıştığı ve ayak direyenler olsa da böyle bir çağrıya uyulacağı yönündeki beklentileri kuvvetlendirdi. Umarım bu çağrıya karşılık verilir ve silahlar bırakılır.

Ruşen Çakır: Peki, Öcalan silah bırakın çağrısı yaptı. Kandil sorun çıkarmadı ve belli bir süreçte silahlar bırakıldı. Olay burada bitecek mi? Devamında ne olması gerekiyor?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Başından beri süreci takip edenler görmüştür. Biz de sürekli bir hususun altını çizdik. Hatırlarsanız 22 Ekim günü TBMM’de Sayın Devlet Bahçeli bir açıklama yaptı. Umut hakkından faydalanmak da dâhil bazı adımlar atılabileceği eğer PKK’yı lağvettiğini silahların tamamen terk edileceğini söyleyecekse Abdullah Öcalan’ın gelip Dem Parti grubunda konuşabileceğini söyledi. Çıtayı çok yüksek bir yere koydu. Bu sadece Devlet Bahçeli’nin değil aynı zamanda Sayın Erdoğan’ın da konuşmalarında net bir şekilde görülüyordu. İki şey söyleniyordu: Terörsüz Türkiye hedefi ve iç cephenin tahkim edilmesi, kardeşliğin sağlam bir şekilde tesis edilmesi… Mutlak suretle silahların bırakılması hayırlı bir adım olacaktır. Bunun arkasından da bazı adımların atılması gerekmektedir. En Sayın Cumhurbaşkanı’nın Ak Parti’nin 8. Olağan Kongresi’nde yaptığı konuşma da dikkatle incelendiğinde bunu görmek mümkün. Bu iç cephenin tahkim edilmesi ile ilgili ebetteki atılması gereken adımlar var.  Hükümet göründüğü kadarıyla bir pazarlık içeresine girmiyor.  Yani silahların bırakılmasının bu adımların atılması için bir şart olarak koşulmasını kabul etmiyor. Bunu bir pazarlık unsuru olarak görmüyor. Önce silah bırakılsın, şiddet bitsin. Silah devreden çıktıktan sonra biz adımları atarız. Bu adımların ne olacağı konusunda bir açıklık yok. Bir şey eğer bir hak-hukuk meselesi ise pazarlık konusu yapılması ya da bunun şarta bağlanması doğru değildir. Bunu on yıldan fazla bir süredir biz söylüyoruz. Başarısızlıkla sonuçlanan 2013-2015 süreci ile ilgili olarak da bizim yönelttiğimiz eleştirilerden en güçlüsü buydu. Biz diyorduk; evet silahlar susmalı, evet kan akması durmalı, evet silah bir hak arama yöntemi değildir ama elinde silah olmayan Kürtlerin bazı taleplerinin elinde silah bulunan kişilerin elindeki silahları bırakma şartına bırakılması da yanlıştır. Bu yol yanlış bir yöntemdir ve bundan dolayı da bu sürecin çıkmaza girmesi de mukadderdir. Keşke haksız çıksaydım. Keşke 2015’te bu işe bir çözüm bulunabilseydi. Keşke o yanlış yol ve yöntemler terk edilseydi fakat maalesef olmadı. Bugün aynı yanlışlar tekrar edilirse yeniden belki dile getirmek gerekir: Temel haklar pazarlık konusu yapılmamalı.

Ruşen Çakır: Erdoğan bir şeyler yapmak istiyor ama Bahçeli izin vermiyor. Sonra bir baktık Bahçeli, Abdullah Öcalan'ı Meclis’te konuşma yapmaya kadar çağırdı. Ne hissettiniz onu duyduğunuzda?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Yani doğrusu Sayın Bahçeli'den öyle bir çağrının gelmiş olmasını biz bir şans olarak değerlendiriyoruz. Şaşırdık elbette. Niçin şaşırdık? Yani böyle bir çağrının gelmesinden ziyade çıtayı koyduğu yer belki çok kişiyi şoke etti. Neydi o çıtayı koyduğu yer? Abdullah Öcalan’ın gelip Meclis’te DEM grubunda konuşması. O çok kişiyi şaşırttı ama orada aslında şöyle bir şartlı cümle de vardı. Eğer şunları şunları söyleyecekse gelsin söylesin. Kaldı ki bu acaba gerçekten fiziki olarak Abdullah Öcalan’ın gelip DEM grubunda konuşması mıydı kast edilen şey? Yoksa eğer böyle bir şey olursa biz buraya kadar bile bazı şeyleri sindirebiliriz mesajı mıydı? Bence ikincisiydi. Fiziki olarak Abdullah Öcalan’ın gelip DEM grubunda böyle bir çağrı yapmayacağını hepimiz biliyoruz. Hatta İmralı dışından böyle bir çağrı yapmayacağını da biliyoruz. Oradan muhtemelen görüntülü bir mesaj ile bunu yapacaktır. Şunun için şans olarak değerlendiriyoruz. Evet, daha önce yoğun bir şekilde şu savunuluyordu. Hükümet adım atar ama ortağı buna engel oluyor. Peki, ne zamandan beri bu söyleniyor? Özellikle 2015'teki çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine.

Çünkü 2015 öncesinde bir ittifak yoktu AK Parti ile MHP arasında. İttifak 15 Temmuz 2016 darbe sürecinden sonra gelişti. Belki Kürt meselesinin konuşulduğu zamanlarda bazen MHP'nin sert çıkışları oluyordu ama bence asıl takoz müesses nizamdı ve CHP idi. Önceki çözüm sürecinde CHP'nin muhalefeti belki hükümeti durduruyordu. Buna rağmen aslında bazı adımlar atıldı, epey de ileriye doğru adımlar atıldı. Fakat olmadı, o sürecin akamete uğraması daha doğrusu başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra ciddi bir hayal kırıklığı yaşandı. Özellikle de hükümette. Ondan sonra ‘Kürt meselesi yoktur’ noktasına geldi hükümet. Ama şunu da söyledi, Kürt kardeşlerimin sorunları var yine biz hükümet olduğumuza göre bu sorunları çözmek bizim görevimizdir. Fakat bunun artık Kürt meselesi olarak konuşulması ve bir anlamda süreç olarak birileriyle oturup bunun pazarlık edilmesi ya da müzakere edilmesi yanlıştır. Biz bir daha bu yanlışa düşmeyeceğiz noktasına geldi hükümet. Ümitlerimizi artırdı derken sadece Sayın Bahçeli'nin yapmış olduğu açıklama değil, öte taraftan CHP'nin de belki koymuş olduğu marjı ya da takoz olmaktan vazgeçmesi de yine ümitleri arttıran bir şey oldu.

Ruşen Çakır: Siz yaklaşık 10 gün önce Diyarbakır'da Kürt sorununa insani çözüm diye, bir çalıştay düzenlediniz. Sadece partililer değil başka kesimlerden insanlar da genellikle İslami kesimler ama öyle olmayanlar da vardı ve onun sonuç bildirgesi bayağı bir etkili oldu, tartışıldı ve bazılarında infiale neden oldu. Bunların içerisinde MHP'liler de var biliyorsunuz. Orada dile getirilen bazı hususlar var. Şimdi bu pişman mısınız böyle bir şey yapmaktan?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Hayır pişman değiliz. Biz yanlış bir şey yapmadık.

Ruşen Çakır: Ne yaptınız peki? Niye kızdı insanlar size?

Zekeriya Yapıcıoğlu: İnsanların hepsi kızmadı. Siz hangi tarafa baktığınıza göre bardağın dolu tarafı mı boş tarafı mı? Bazı insanlar kızdı elbette. Kızan insanların önemli bir kısmı biz ne yaparsak zaten kızan insanlar. O yüzden onların kızmalarına göre kendi hareket tarzımızı belirlemiyoruz. Ontolojik olarak bize karşı olanlar, varoluşsal bir düşmanlık içerisinde olanlar biz ne yaparsak yapalım bize kızmaya devam edecekler. Ama ben inanıyorum ki bizim orada yapmış olduğumuz çalıştay pek çok kişi tarafından takdirle karşılandı.

Elbette insanların hepsi her konuda bizimle aynı düşünmek zorunda değil. Siyaset zaten böyle bir şey. Her konuda insanların fikirleri farklı farklı olabilir. Zaten bu yeni süreç silahsızlandırma ya da terörsüz Türkiye hedefi dile getirilirken hemen arkasından şu söylenmiyor muydu? Eğer silahlar devreden çıkarsa o zaman siyasetten herkes istediğini daha rahat söyleyecek. Bizim elimizde silah yok ve biz de silahları mutlaka bırakılsın diyoruz. Ama öte taraftan yani bu süreçle alakalı söylenen iki şey vardı biraz önce belirttiğim gibi. Birisi terörsüz Türk hedefi, ikincisi iç cephenin güçlendirilmesi. Biz her iki konuyla ilgili de orada görüşlerimizi dile getirdik. Oradakilerin tamamı bizim görüşlerimiz miydi? Hayır. Orada sunu yapan bazı kişilerin konuşmalarından da bazı cümleler sonuç bildirgesine girdi. Hükümet tarafından Terörsüz Türkiye hedefi olarak isimlendirilen bu süreçle alakalı çok net bir tavır koyduk. Dedi ki: Silahlar mutlak surette bırakılmalı.

Hükümet Kürt meselesinin çözümüyle ilgili adım atsa da atmasa da bu adım atılmalı ve silah devreden çıkmalı. Bu konuda her görüşten siyasi partilere de çok ciddi bir sorumluluk düşüyor dedik. Bütün siyasi partiler de bu yönde bir çaba sarf etmeli, bir çağrı yapmalı. Elbette biz de bu anlamda net bir çağrıyla kendi vazifemizi yerine getirmeye çalıştık. Bu işin birinci tarafı. Öbürü, iç cephene tahkim edilmesi yani Kürt ile Türk'ün hani Kürt-Türksüz, Türk-Kürtsüz olmaz şeklinde formüle edilen o birlikteliği biraz da uluslararası konjonktürün geldiği nokta itibariyle daha büyük bir ehemmiyet arz eden bu birlikteliğin nasıl sağlanabileceğine ilişkin bazı öngörüleri söyledik. Kendi öngörülerimizi, kendi taleplerimizi bunları birliğin sağlamlaşması adına söyledik. Ama birileri niyet okumak suretiyle dediler ki HÜDA PAR bu çalıştayı yaparak rol kapmaya çalıştı ya da HÜDA PAR bu çalıştayı yaparak bu süreci sekteye uğratmaya çalıştı. İkisi birbirine çok uyumlu değil ama ikisi de söylendi.

Ruşen Çakır: Bu rol kapma deyince bir şey sormak istiyorum. Ben de çok merak ediyorum. Şimdi Dem Parti İmralı heyeti partileri ziyaret etti. Birçok partiye gittiler. Meclis’te olan partilere gittiler. Ama size gitmediler. Şimdi kimileri diyor ki DEM Parti gitmek istemedi. Kimileri diyor ki Dem Parti istedi, HÜDA PAR, randevu vermedi. İşin aslı nedir?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Yok, bizden randevu istemediler. Biz daha önce de söyledik. Biz şimdiye kadar kapımıza gelen hiç kimseyi kapımızdan kovmadık. Biz onları davet de etmedik. Doğrusu beklemiyorduk da bizi ziyaret etmelerini. Neden? Çünkü eğer sadece silahsızlanma meselesi konuşulacaksa, silah elinde olan ile o silahı bıraktırmak isteyenin konuşması, görüşmesi, bu müzakereleri sürdürmesi doğal olandır. Burada bize herhangi bir görev düşmüyor. Nedir düşen? O silahsızlanma çağrısında bulmak. Bunu da zaten yaptık, yapıyoruz. Bundan önce de yapmıştık, bundan sonra da yapacağız. Dolayısıyla gelmemelerin ya da gelmelerin çok büyük bir değişiklik oluşturacağını ben düşünmüyorum.

Ruşen Çakır: Somut bir ilerleme olursa, silah bırakma süreci ilerlerse bir şekilde Dem Parti ile aranızdaki buzların eriyip ve bir dâhil olmayı parti olarak bekliyor musunuz? Süreç başladıktan sonra.

Zekeriya Yapıcıoğlu: Eğer bu süreç PKK’nın silahsızlandırılması süreci ise biz mütemadiyen bu çağrı yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Siyasi partiler arasında diyalog olması gereken bir şeydir. Bence her siyasi parti birbirleriyle görüşebilmeli. Diyalog kurabilmeli. Fakat biz bu konuda daha önce de söyledik. Partiyi kurduğumuz 2012 yılından birkaç ay sonra ilk büyük olağan kongremizde 30 Haziran 2013 günü kongre yaptık. Bütün siyasi partileri davet ettik. Davet ettiğimiz partilerden birisi de HDP'ydi. Gelmediler. Davetimize icabet etmediler. Bayram ziyaretinde partiler arasında bayramlaşma olur, onları ziyaret etmek istedik, kapılarını açmadılar. 2018 seçimlerinden önce seçimlere katılma yeterliliğine sahip partilerin tamamıyla görüşme kararı aldık seçimlerden önce. Yine o konudaki çağrımıza cevap vermedi. Biz dedik ki tamam biz üç kez kapıyı çaldı. Kapı açılmadı bitti. Daha biz kapıyı çalmayız. Peki, onlar gelirse yine o zaman da söylemiştik. Biraz önce burada da söyledim. Biz kimseyi kapımızdan kovmadık.

Ruşen Çakır: Peki, şunu soracağım, şimdi sizin partinin programında federasyon tanımı geçiyor ama kimileri bunu federasyon istiyor, HÜDA PAR olarak yorumluyor. Kimileri de benim bildiğim kadarıyla federasyon dair her konu konuşulmalıdır gibi bir şey söylüyorsunuz. Şunu soracağım Zekeriya Bey, Türkiye böyle bir şeye hazır mı ya da bunun zemini Türkiye'de var mı?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Bunun tartışılmasının zemini bile yok. Aslında Türkiye'de böyle bir ihtiyaç da yok. Parti programımızda yazdığımız şey şudur. Daha önce farklı yerlerde buna benzer cümleleri de kurduk. Dedik ki: Şiddete silaha, terör yöntemlerine başvurmadan farklı siyasi fikirler serbestçe dile getirilebilmelidir. Federasyon da dâhil her şey tartışılabilmelidir. Bu tartışma eğer siyaset zeminde olacaksa bu serbest olmalı. Bizim dediğimiz şey budur. Yoksa Türkiye'deki durum federatif bir yapıya çok müsait değil hatta buna bir ihtiyaç da yok. Yani ne coğrafi olarak bir federasyonu ne de korporatif olarak bir federasyonu Türkiye müsait değil. Neden? Türkiye'deki şartlar farklı. Mesela Irak Kürdistan Bölgesi’nin şartları farklıdır. Suriye'deki Kürtlerin içinde bulundukları durum ya da İran'daki Kürtlerin durumu farklıdır. Türkiye'deki Kürtlerin yaklaşık yarısı Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı illerin dışında batıya göç etmiş oralarda yaşıyorlar. Oralarda iş kurmuşlar, akrabalıklar kurmuşlar, mülk edilmişler ve oraya yerleşmişler. Dolayısıyla coğrafi manada bir federasyona Türkiye'deki Kürtlerin de %90'ından fazlası karşıdır. Kıbrıs'taki ya da Belçika'daki örneklerin de olduğu gibi korporatif yani cemaat bazlı bir federatif yapı da Türkiye için çok uygun değil. Bize göre Türkiye'deki Kürtlerin çok önemli bir kısmı eşit vatandaşlık temelinde birlikte yaşamaktan yana.

Ruşen Çakır: Peki, eşit vatandaşlık derken malum anayasada ilk dört madde var, altmış ikinci madde var. Bunlar çok tartışmalı ve birçok kişi özellikle Türkiye'de Türk milliyetçisi kişiler asla dokunulamaz diyorlar. Siz dokunulmazlığı kalksın mı diyorsunuz? Yine orada kelimeler çok ince oluyor.

Zekeriya Yapıcıoğlu: Aslında milliyetçi kesimler mi yoksa ulusalcı kesimler mi? Kemalist kesimler mi? O tartışılır. Anayasanın ilk dört maddesiyle ilgili şöyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Sanki 1923'te Cumhuriyet'in ilanından sonra 1924 yılının Mart ayında yapılan anayasadan beri, bu maddeler orada duruyor ve bunların değiştirilemeyeceği bir anayasal hüküm olarak orada duruyor. Böyle bir hüküm var. Bu doğru değil her şeyden önce. Onu belirtmekte fayda var. 1924 Anayasası'nda sadece devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair hükmün değiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştı. Neden? Çünkü Osmanlı bakiyesi topraklar üzerinde yeni bir rejim kurulmuş yeni bir sistem var, cumhuriyet kurulmuş ve o ilk Meclis’te bile saltanat yanlıları, yeniden saltanata dönmek isteyenler var, saltanat taraftarları var. Bunun önüne bir set çekmek için devletin şekli cumhuriyettir ve bu hüküm değiştirilemez diye bir madde kondu. Sonraki dönemlerde de mesela 1961 Anayasası'nın gerekçesinde, böyle bir ihtiyaç yok ama madem bu oraya konmuş bir gelenek olarak bu devam etsin, devletin şeklinin cumhuriyet olduğunun değiştirilemezliği, anayasal bir hüküm olarak dursun diye. 1961 Anayasası’na da aynı hüküm kondu. Daha sonra 1982 Anayasası yani 1980 askeri darbesinden sonra cunta anayasası olarak yazılan o anayasada danışma meclisinden çıkan ve 5 askerden 5 generalden oluşan konseyin önüne geldiğinde bile o metinde sadece devletin şeklinin cumhuriyet olduğuna dair hükmün değiştirilemeyeceği hükmü vardı.

Fakat Kenan Evren mübarek! kalemiyle diğer maddelerin de değiştirilemez olduğunu oraya yazdı. Şimdi bir taraftan CHP ya da işte biz cumhuriyetin korucusu olan partiyiz diyenler 12 Eylül cuntasına faşist cunta diyorlar. Faşist bir darbe diyorlar. Hatta 27 Mayıs 1960'da yapılan darbeye devrim diyorlar. 12 Eylül 1980'de yapılana karşı devrim diyorlar. Ama 12 Eylül karşı devrim olarak isimlendirilmesine rağmen 12 Eylül rejiminin anayasaya soktuğu bu hükmü sanki 1924'ten beri anayasada varmış gibi, sanki Mustafa Kemal bu maddeleri oraya koymuş gibi savunuyorlar. Bir taraftan Kenan Evren’e faşist diyorlar, bir taraftan da onun bu uygulamasını çok ciddi bir şekilde sahipleniyorlar.

Biz bu çelişkiye dikkat çekmeye çalıştık ama onlar ısrarla şunu diyor ki, HÜDA PAR dört vekille anayasayı değiştirecek, işte bu cumhuriyet rejimini değiştirecek, saltanatı getirecek, bunlar cumhuriyete karşı, bunlar bayrağa karşı, bunlar işte şuna karşı, buna karşı diye laf kalabalığı yaparak onların bu çelişkilerine, dikkat çekmeye çalıştığımız o çabamızı boşa çıkardılar. Maalesef bunda başarılı da oldular. Evet, biz diyoruz ki anayasada değiştirilemez maddelerin olması gelecek nesillerin iradesine ipotek koymaktır. Bizim söylediğimiz şey bu. Temel olarak bunu söylüyoruz. Neticede anayasalar ya da yasalar beşer kelamıdır ve eskirler. Üzerinden zaman geçtikçe bazı hükümler, o gün için mükemmel gibi görülen bazı hükümler de değiştirilmeye ihtiyacı doğabilir onlarla ilgili ve değiştirilebilir olmalıdırlar. Bizim söylediğimiz şey budur.

Peki, nasıl değişecek? Anayasayı değiştirmek için 400 milletvekilinin imzası gerekiyor. Yani 200 milletvekilinin teklifiyle ancak anayasa değişikliği önerilebilir ve Meclis’te ancak 400 milletvekilinin kabul oyuyla değiştirilir. Bizim sadece 4 vekilimiz var. HÜDA PAR olarak 4 vekil. Biz tek başımıza anayasayı şu veya bu şekilde kaleme alacağız diye bir öneride bulunmadık. Bizim bir anayasa taslağımız da yok. Biz diyoruz ki anayasada değiştirilemez maddeler olmamalı ama o maddeleri nasıl yazacağız ilk dört maddede dâhil bunu parlamento oturacak oradaki siyasetçi partiler birlikte karar verecekler. Onun tek başımıza biz şu veya bu şekilde kalem alınsın diye bir öneri de sunmadık. Ama ısrarla CHP'nin bu çelişkisinin gözlerden kaçırılması için ustaca manevralarla işi bu duruma getirdiler.

Ruşen Çakır: Evet çok teşekkürler. Bayağı doyurucu oldu. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Zekeriya Yapıcıoğlu: Her ne olursa olsun, mutlaka biz diyoruz ki evet şiddetin dönemi bitmeli. Şiddet 40 yıldır en fazla zararı Kürt'e verdi. Sadece Türkiye'deki Kürtlere değil, şu anda bulunduğumuz Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürtlere zarar verdi. Diğer Kürtlere de zarar veriyor ama en büyük zararı bu iki coğrafyada yaşayan Kürtlere verdi. Barzan bölgesinde 500 köyün yerlileri kendi köylerine gidemiyorlar. Kendi meralarında hayvanlarını otlatamıyorlar. Bu bile başlı başına çok büyük bir sorun. Bu yüzden biz diyoruz ki inşallah 22 Ekim'de o çıkışla Sayın Bahçeli'nin Meclis’te yapmış olduğu çıkışla başlayan süreç ama aslında şunu anlıyoruz ki belki aylar öncesinden 2024'ün bahar aylarından bu yana Türkiye'deki Milli İstihbarat Teşkilatı ile Abdullah Öcalan arasında görüşmeler var. Ve belli bir noktaya gelmiş. Umarım sonuç hayırlı olur. Bunun akabinde de kardeşliği pekiştiren, adaleti sağlayan bir noktaya hep birlikte gelmiş oluruz.

İLKHA

Yorum Yaz