diorex
dedas

Belçika Antwerpen’de uyuşturucuyla mücadele semineri düzenlendi

Gençleri ve aileleri uyuşturucu bağımlılığı konusunda bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Belçika Antwerpen’de, El Gazali Gençlik Merkezi tarafından organize edilen programda, uzmanlar bağımlılığın fiziksel ve psikolojik etkilerini, korunma yollarını ve tedavi süreçlerini ele aldı.

  • 28.02.2025 01:26
Belçika Antwerpen’de uyuşturucuyla mücadele semineri düzenlendi

El Gazali Eğitim Kültür Derneğinin ev sahipliğinde gerçekleşen etkinliğin moderatörlüğünü Psikolojik Danışman Hüseyin Cemal Ekinci yaptı. Seminerde Klinik Psikolog Yusuf Özgüneş, Aile Hekimi Dr. Abdurrahman Alpsoy ve El Gazali Gençlik Merkezi Başkanı, Psikolojik Danışman Bünyamin Ortaç önemli açıklamalarda bulundu.

"Antwerpen, Avrupa’nın en yüksek kokain seviyesi tespit edilen şehirlerinden biri"

Programın açılışını çarpıcı bir istatistikle yapan Hüseyin Cemal Ekinci, “İçinde bulunduğumuz Antwerpen şehrinin atık sularında Avrupa’nın en yüksek kokain seviyesinin tespit edildiğini biliyor muydunuz? Bu, içinde yaşadığımız toplumda bağımlılığın ne denli büyük bir sorun olduğunu gözler önüne seriyor.” dedi.

Uyuşturucu kullanımının sadece bireysel bir sorun olmadığını, toplumun her kesimini ilgilendiren bir mesele olduğunu vurgulayan Ekinci, “Bugün burada, bağımlılık gibi ciddi bir meseleye karşı bilinçlenmek ve farkındalık oluşturmak için bir araya geldik. Çünkü bu sorun yalnızca maddeyi kullanan bireyi değil, ailesini, arkadaş çevresini ve tüm toplumu etkiliyor.” açıklamasını yaptı.

Madde kullanımının vücut üzerindeki etkileri

Aile Hekimi Dr. Abdurrahman Alpsoy, bağımlılığın tehlikelerine dikkat çekerek, "El Gazali Gençlik Kollarının böyle anlamlı bir programda bizi davet ettikleri için teşekkür ediyorum. Topluma böyle faydalı programlar sundukları için sözüme şöyle başlamak istiyorum, burada çok daha fazla gençlerin yanında dükkanlarda sürekli çalışan kardeşlerimizle aramızda görmek isterdim. Çoluk çocuğu olan bacılarımız bu konuda hassa olmalıdır. Çünkü çocuklarımız, camiye gelip gidiyor olsa dahi hepsi risk altında. 

Burada toplumsal bir problem var. Dünya bağımlılığı, aslında oradan başlamak lazım. Hepimizin çıkarabileceği bir ders var. Herkes bu konuya az vakit harcıyor. Yok çoluk çocuğuma vakit ayırıyorum. Aileme vakit ayırıyorum. Diyebilir ama bu gerçek ciddi bir dünya bağımlılığı var." şeklinde açıklamasına başladı.

Bağımlılığın tıbbi ve sosyal boyutlarına değinen Alpsoy, uyuşturucu kullanımının vücutta yaptığı etki ile ilgili olarak, "Madde kullanımı beyin kimyasını bozar, kişinin muhakeme yeteneğini zayıflatır ve onu bağımlı hale getirir. Bir süre sonra kullanılan madde yetmemeye başlar ve doz artar. Kişi, maddeden uzak kaldığında ise şiddetli yoksunluk belirtileri yaşar. Bu durum, maddeyi temin etmek için suç işlemeye, sosyal çevreden kopmaya ve giderek kontrol edilemez bir bağımlılığa dönüşür." diye belirtti.

Alkol, esrar, kokain ve eroin gibi maddelerin etkilerinden bahseden Alpsoy, uyuşturucunun yalnızca psikolojik değil, fiziksel tahribata da yol açtığını belirterek, "Bağımlılığın uzun vadede vücuda verdiği zararlar ölümcül olabilir. Karaciğer yetmezliği, kalp rahatsızlıkları, beyin kanamaları, hafıza kaybı ve ruhsal bozukluklar bunlardan sadece birkaçı. Ve maalesef, birçok bağımlı genç için bu sürecin sonu intihar ya da aşırı dozdan ölümle sonuçlanıyor." ifadelerini kullandı.

Son olarak Alpsoy, "Bağımlılığa götüren esas faktörleri bilmek lazım. Yani tersten başlamak lazım. Bunların içerisinde benlik, saygısı zayıf olan insanlar toplumda kendini kabul ettirmemiş olan insanlar, sağlıksız arkadaş ortamı olanlar gibi konular var. Kişilik problemi olan çocuklarımız, insanlarımız buna daha meyilliler. Sağlıksız aile ortamı ne demek? Boşanmış aile ya da anne babanın sürekli çocuklarla ilgilenmediği, sürekli babanın ve annenin kendi işleriyle uğraştığı çocuklara vakit ayırmadığı ortam. Özellikle sorunlar da varsa onlarla uğraşmak lazım. Sorunlardan kaçmak için insanlar genelde yol arar. Dayanıksız, güçsüz kişilik yapısı da bunları hazırlar. Bir de duygusal olarak yoksunluğu olan insanlar buna çok hassaslar. Dolayısıyla bunlar üzerinde çalışmak lazım. Kişinin benlik saygısını öz güvenini kazandırmak gerekiyor. Sağlıksız arkadaş ortamından uzaklaştırmak gerekiyor. Kişilik problemleri varsa aile problemleri varsa bunları çözmek gerekir. Çünkü bunlar hepsini eninde sonunda oraya götürebiliyor. Bizim çocukların özellikle küçük yaşlarda merakını başka şeylere yönlendirmek gerekiyor. Böyle yaptığımızda kısmen sağlıklı bir ortam oluşturmuş oluruz. Yani bu risk faktörlerini azalttığımız oranda sağlıklı bir ortam oluşturmuş oluruz." dedi.

"Bağımlılığın temelinde özgüven eksikliği ve sağlıksız arkadaş çevresi var"

Klinik Psikolog Yusuf Özgüneş ise bağımlılığın psikolojik yönlerini ele alarak gençlerin neden daha fazla risk altında olduğunu anlattı. Özellikle ergenlik dönemindeki beyin gelişiminin henüz tamamlanmadığını belirten Özgüneş, şunları söyledi: "Beynimizin ön kısmında, karar alma ve kendini kontrol etme mekanizması olan prefrontal korteks, 25-30 yaşına kadar tam gelişmiyor. Bu da gençlerin, kısa vadeli zevkleri uzun vadeli zararlarla kıyaslayamamalarına neden oluyor. Bu yüzden ‘bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle maddeyi deneyen gençler, bir süre sonra geri dönüşü olmayan bir sürecin içine giriyor. Beyinde dopamin sistemini bozan uyuşturucular, normal aktivitelerden alınan zevki engelliyor ve bireyleri daha fazla madde kullanmaya itiyor. Özellikle gençler, sosyal baskıya ve merak duygusuna daha açık oldukları için bağımlılık riski daha yüksek."

Bağımlılığa yatkın bireylerin ortak özelliklerine dikkat çeken Özgüneş, özellikle özgüven eksikliği olan, aile içinde yeterli ilgi görmeyen ve stresle baş etme mekanizması zayıf olan bireylerin risk grubunda olduğunu vurgulayarak, "Özgüven eksikliği olan bireyler, grup içinde kabul görmek için maddeye daha yatkın oluyor. Arkadaş çevresi de burada büyük bir faktör. Eğer çevresindeki herkes sigara, alkol ya da esrar kullanıyorsa, kişi de ait olduğu gruba uyum sağlamak için bu alışkanlıkları ediniyor. O yüzden çocuklarımızın kiminle arkadaşlık ettiğini bilmek ve onları sağlıklı sosyal çevrelere yönlendirmek çok önemli." dedi.

Ailelerin bağımlı bireylere yaklaşımına da değinen Özgüneş, en büyük hatanın yargılamak ve cezalandırmak olduğunu belirterek, "Bağımlı bireyler, genellikle kötü hislerden kaçmak için maddeye yöneliyor. Eğer siz de ona kötü hisler yaşatırsanız, çözüm yerine bağımlılığın daha da artmasına sebep olursunuz. Sevgi, sınır ve sabır ekseninde bir yaklaşım benimsemek gerekiyor" şeklinde konuştu.

"Bağımlı birine nasıl yaklaşmalıyız"

Özgüneş, "Bağımlı birine nasıl yaklaşmalıyız? Sevgi, sınır ve sabır ile. Eğer ki sen bağımlı birisine utanmıyor musun, sen nasıl çocuksun işte geri zekalısın dersen, inan çocuk bırakmakta daha da zorlanır. Çünkü o çocuk zaten kötü bir histen kaçıyor. O an kendisini daha kötü hissediyor ve tek çözümü tekrar maddede arar. Yani bağımlı insanların çok çoğun sevgiye ve anlayışa ihtiyaçları var. Bu ne demek oluyor? Çocuklara bu süreçte ne yaşıyorsun demeye alışıyorsun içinden ne geçiyor, neyden kaçıyor, neyden korkuyorsun, neden buna ihtiyacın var? Bağımlı olmasa bile her anne baba aslında haftada bir çocuğuna sormalı. Oğlum kızım nasılsın, günün nasıl geçti, neyle mücadele ediyorsun? Arkadaşlık kurun nasıl işte paran var mı, aşık mısın, dertli misin diye bu muhabbetler normal dönmeli. Ve bağımlı birisiyle aynı muhabbet dönmeli, çünkü o bağımlılığın altındaki his önemli.

Çocuk içten motive olmalı. Sen o çocuğu cezalandırarak evden kovarak bağırarak maddeyi bıraktıramazsın. Bu madde niye bana zararlı diye içten motive olmalı, içten bırakmak istemelidir. O da bol bol maddenin zararlarını evde konuşarak oluyor. Yani illa çocuğa karşı bile konuşmana gerek yok. Çocuğun yanında bir film izlerken haberde izlerken hanımla muhabbet ederken esrarın niye kötü olduğunu kendi aranızda konuşun. Çocuğa yönelmeyin bile, lakin onlar duyuyor. 6-7-8 yaşındaki çocuk her şeyi duyuyor. Ve 10 sene boyunca senin onu kötülediği her gün yavaş yavaş duya duya duya alışacak." diye kaydetti.

"Gençleri yanlış çevrelerden uzak tutarken onlara alternatif sunmalıyız"

Gençlik Merkezi Başkanı Bünyamin Ortaç ise, "Ben biraz üsluba değinmek istiyorum. Yani gençlerin karşılaştığı değil de karşılaşmak istediği üsluba değinmek istiyorum. Bunlar biraz daha hayatta karşılık bulan üsluplar. İslam dini her şey bir üslup getirir ve usul de oturtur. Yani usul ve üslup dinidir. Bir şeyin usulü varsa onu ayakta tutması gereken bir üslup da vardır. Yani bir yerde usul ile uslüp bir arada gitmiyorsa zaten ikisinin de bir manası kalmıyor ya o üslup usulü devirir ya da usulsüzlük üslubu devirir. 

Bizler üslup açısından onları ezmeden ve onları itmeden anlatmamız gerekir.Genellikle biz insanlar sonuçların içinde boğuluyoruz. Yani gençlerimizi, abilerimizi, annemizi, babamızı herhangi bir insanı genellikle sonucu kurban ediyoruz. Oysa ki sebep diye bir şey de var. Yani o sonucu oluşturan bir sebep var. Bizim düşmanlığımız sebebi olmalı. Sonuç zaten gelişmiş ortaya konmuştur. Onun geri dönüşü yoktur. O sebebi ortadan kaldırırsak belki Allah'ın izniyle artık bir daha aynı sonucu elde etmemek. Bu da bizim için bir kazanç olabilir.

Bir genç her ne kadar kötülense de yaptığı bir ayıptan dolayı devamlı umut var olmalı ve çözümü yanlış yerde aramaya devam etmemeli. Bir kere çözüm Kur'an ve sünnette net bir şekilde ortadadır. Kur'an ve sünnete göre, burada güveni oluşturmalı. Yani bizler birçok konuda sanki Kur'an ve sünnet sadece namazdan, ibadetten oruçtan ibaretmiş gibi davranıyoruz. Oysaki Kur'an ve sünnete bir kişi sımsıkı sarılırsa zaten Allah'ın izniyle bu madde bağımlılığına müptela olmaz. Bir kere gençlerin faydayı ve dermanı doğru yerde araması lazım. Doğru yer Kur'an ve sünnettir. Yani Kur'an ve sünnete bağlılığı paralel bir şekilde onu kötülükten de uzak tutacaktır. Kişinin kendi nefsini iyi tanıması önemlidir. Neden önemlidir? Çünkü nefis devamlı kötülüğü emreden bir varlıktır. Allah bunu Kur'an-ı Kerim de böyle tabir etmiş. Dolayısıyla nefis bizim düşmanımızdır. Bir insan düşmanını ne kadar iyi tanırsa düşmanından o kadar iyi korunabilir. Evet, nefsimizin belirli ölçülerde bizim üzerimizde hakkı var, onu teslim etmeliyiz ama onun dışında bu aşırıcılıktır. Bu da gittikçe artık normal de zevk almamız gereken şeylerden zevk almama kadar götürür." ifadelerini kullandı.

Ortaç, bağımlılıkla mücadelede gençlere sunulan alternatiflerin önemine vurgu yaparak, şunları söyledi: "Gençlerimize ‘o ortama gitme’ demek yetmez. ‘Şu ortama gel’ diyerek, onlara kaliteli vakit geçirebilecekleri alanlar sunmalıyız. Gençlik merkezleri, bu anlamda büyük bir boşluğu dolduruyor. Burada spor, sanat, eğitim ve sosyal aktivitelerle gençlerin hayatına dokunuyoruz. Çünkü dopamin ihtiyacını sağlıklı yollarla karşılamayan gençler, onu uyuşturucu ile karşılamaya çalışıyor."

Gençlere yönelik gözlemlerini paylaşan Ortaç, kötü alışkanlıkların genellikle küçük denemelerle başladığını belirterek şu sözleri ekledi: "Sigara ile başlayıp esrara, sonra da daha ağır maddelere geçen gençler görüyoruz. Birçoğu ‘ben kontrol edebilirim’ diyerek başlıyor ama bağımlılık, kontrolü kaybettiğin anda başlamış oluyor. Bu yüzden, en büyük mücadele maddeye hiç başlamamak. Ve bunun yolu, doğru çevreyi seçmekten geçiyor."

“Çocuklarımızı, arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi bu tehlikeye karşı bilinçlendirmek hepimizin görevi”

Seminerin sonunda konuşan Hüseyin Cemal Ekinci, madde bağımlılığıyla mücadelenin yalnızca bireylerin değil, ailelerin, eğitim kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak, "Bizler bugün burada bu farkındalığı artırmak için toplandık. Ancak bu bilinci hayatımızın her alanına taşımamız gerekiyor. Çocuklarımızı, arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi bu tehlikeye karşı bilinçlendirmek hepimizin görevi" açıklamasını yaptı.

Seminer boyunca uzmanların verdiği bilgiler, bağımlılıkla mücadelede erken önlem almanın, gençleri sağlıklı sosyal çevrelere yönlendirmenin ve aile desteğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Yetkililer, benzer etkinliklerin devam edeceğini belirterek, toplumda bilinç oluşturmanın en büyük çözüm olduğunu ifade ettiler.

İLKHA

Yorum Yaz