Suat Duman kimdir? Suat Duman kitapları ve sözleri

BİYOGRAFİ

Yazar ve hukukçu Suat Duman hayatı araştırılıyor. Peki Suat Duman kimdir? Suat Duman aslen nerelidir? Suat Duman ne zaman, nerede doğdu? Suat Duman hayatta mı? İşte Suat Duman hayatı...

Yazar ve hukukçu Suat Duman edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Suat Duman hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Suat Duman hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Suat Duman hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1977

Doğum Yeri: Kars, Türkiye

Suat Duman kimdir?

1977 Kars doğumludur, üniversite eğitiminin sonuna dek 20 yıl Ankara’da yaşadı. Ankara Hukuk’ta okudu. Mesleki nosyonun ötesinde, fakültenin kendisine kazandırdığı “yetenek” muhakeme yeteneği oldu.

2008 yılından beri İstanbul’da yaşıyor.

Bir yandan avukatlık yaparken bir yandan da polisiye romanlar yazmaya ve yayınlamaya başladı. İlk romanı Cinayet Mevsimi Ankara yıllarından izler taşır. Cebeci Kampüsü çevresinde geçen bir seri cinayet olayını araştıran Hukuk Fakültesi öğrencisi Mehmet Cemil’in okurla buluştuğu ilk kitap Cinayet Mevsimi’dir. İkinci romanı Müruruzaman Cinayetleri’nde aynı karakterin, bu kez İstanbul’da geçen macerasını anlattı. Her iki roman da siyasi polisiye janrı içerisinde önemli eleştiriler aldı.

Üçüncü romanı Dünyanın Leşleri 2015 yılı Aralık ayında yayınlandı. Bu sefer isimsiz bir karakterin sürüklediği bir kara polisiye ile okuru tanıştırdı.

Suat Duman Kitapları - Eserleri

  • Rakun
  • Cinayet Mevsimi
  • 1918 - Kalbim, Kimsesiz Yurdum
  • 1918 Ah Dehşet, Dehşet Dehşet!
  • Müruruzaman Cinayetleri
  • Dünyanın Leşleri
  • 1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor

Suat Duman Alıntıları - Sözleri

  • Maceraya hasret insanlar, soyulduklarını hissetmezler. (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • İtiraf ediyorum, duygusuzca davrandım. (Cinayet Mevsimi)
  • Genelde randevularıma erken giderim. Bekletilmek berbat bir şeydir. (Cinayet Mevsimi)
  • Güzel bir yüzü izlemek müze gezmekten farksızdır. İnsan yüzü bir ekole ait değildir ama kendi manifestosunu yine kendisi aşar: her şey orada saklanır ama kendisi asla saklanabilir değildir. Müzeler güzel yüzlerin temsilleriyle doludur bu yüzden. (Müruruzaman Cinayetleri)
  • .. çünkü ruh bize ait olan her şeydedir, değilse eşyaların aptallığına alışmamız imkansız olurdu ! (Cinayet Mevsimi)
  • Doğada suçlu yoktur. Suçlu buradadır, hakların ve mahrumiyetlerin dağıtıldığı insan hayatında. (Müruruzaman Cinayetleri)
  • Yıldızlar caddeyi ışıtır ama sokaklara düşer gölgesi, büyük binaların. (Cinayet Mevsimi)
  • "zaman, içinde tur atabileceğiniz bir lunapark değildir, seyahat edemezsiniz fakat zamanın kendisi olabilirsiniz. okumak ve bilmek bu nedenle kıymetlidir. okumanız ve sonra bilginin ta kendisi olana dek onu unutmanız gerekir. o andan itibaren siz zamanda devinmezsiniz, zaman sizin içinizde akmaya başlar." (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • Uçuk kaçık giyinen burjuva kızlarına özendiğini de üstüne basa basa belirtiyor. "Özeniyor" çünkü burjuva değil. (Cinayet Mevsimi)
  • Sonra gidip pencereyi açmıştı. Gök gürültüsü onu korkutuyordu ama korkmak ve sarılmak istemişti zaten. Korkmanın böyle bir yanı var, önce korkuyu öğreniyoruz, nelerden korkmamız gerektiğini. Uzak durmamız istenenleri bir güzel. Sonra da korkularımızla mücadele etmeyi. Bu bir haz! İnsanoğlunun acımasız zihni zevk almanın kanallarını öyle kusursuz örmüş ki, duygulanımlarımızın yolu hep hazza çıkıyor. Gelip sarılıyor ki korkması ve sarılması bana da haz veriyor. Gülizar Müjde'nin korkularının tadını çıkarıyorum. Bencilliğimizin sırları nerede gizli, bilemiyorum. Bencilliğimizin bu denli bilincindeyken nasıl yaşayabiliyoruz? Bilemiyorum. (Cinayet Mevsimi)
  • Hatıraların bir kıymeti yok Miette, aklımızın bize oynadığı bu tatsız oyun keşke hiç olmasaydı. İddia ediyorum daha mutlu olurduk. (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • Müziğin kralları işçidir, sıradan insanların krallığıdır müzik! (Müruruzaman Cinayetleri)
  • Neredesin tabiat? Neredesin yalnızlık? Bu yol, toprak olmalıydı halbuki, bu insanlar egzozla, kimyevi karışımlarla kirlenmemeliydi. Ağaçların yapraklarından yağmur damlaları süzülmeliydi, kan değil! (Müruruzaman Cinayetleri)
  • Tabiatın ürpertiyle seyrettiği evladıydı insan. Beton yollar dökmüş, demiri bükmüş, çelikten araçtan tasarlamış, oksijene zehir katmıştı. (Müruruzaman Cinayetleri)
  • "zaman sıralı değildir, zaman bir girdaptır. baş döndürücü bir girdap." (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • "oyun her zaman yenilenmenin en ideal biçimi olmuştur, unutulması gerekenin hiç zorlanmadan unutulduğu ve farkında bile olmadan ihtiyaç duyulanın keşfedildiği bir sarhoşluk hali." (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • Şöyle demli, taze bir sabah çayı. Değilse kafamı toparlamam mümkün olmayacaktı. (Cinayet Mevsimi)
  • "bilinmezi, yaşarken keşfetme olanağımızın olmaması ne garip, onu yalnızca, kimseye anlatamayacağımız zaman bilmemiz!" (1918 - Bir Hayalet Dolaşıyor)
  • Yağmur bir ütopya habercisiydi. Yağmurun hiç dinmediği bir dünya dünyamızdan çok farklı olurdu. Konutlar buna göre tasarlanırdı ister istemez, yağmurdan kaçan değil, onunla beslenen konutlar. Yollar ve sokaklar suyun hareketine göre biçimlenirdi. Toprak çamur olacaktı diğer taraftan toz hayatımızdan büyük ölçüde çıkacaktı. Yağmurda kimse kimseyi öldürmeye yeltenmeyecekti. Zira saçlarını, tenlerini bastırıp yatıştıran damlalar ateşlerini de alacak, öfkelerini de dindirecekti. Savaş filan olmayacaktı haliyle. Şakır şakır yağan yağmurun altında dikilecek bir ordu kolay kolay bir arada tutulamazdı. Savaş makineleri suya dayanamayacak, çürüyecekti. Bomba alevi fazla dayanamayacak, yangınlar çabuk dinecekti. İntikam kelimesi de keşfedilemeyecekti böylece. Birileri daha çok kazanmak için daha şiddetle emmeyecekti insan iliklerini. Dünyanın her kıtası eşit olacaktı, işinin uzmanı milyonlarca zerre, pırıl pırıl akan bu damla ormanı, bu çalışkan, bu sabırlı barış işçileri, bu güneşli yağmur ortada sınıf filan bırakmayacaktı. (Müruruzaman Cinayetleri)
  • Kelime, alfabeyi oluşturan harflerin rastlantısal birleşiminden daha fazlasıydı. Bu yüzden kağıt üzerinde değildi yazının bütün macerası; mutlu ediyor, kedere sürüklüyordu! Ağlayan da vardı böylece aldatan da. Yazı insana dair her duyguyu harekete geçirebilir, bir duygunun keşfiyle bitebilirdi. Bir ahlaka nihayet, yeni bir ahlakın manifestosuna ses verebilirdi. (Müruruzaman Cinayetleri)