diorex

Mehmet Ali Kılıçbay kimdir? Mehmet Ali Kılıçbay kitapları ve sözleri

Akademisyen, Yazar, Gazeteci, Çevirmen Mehmet Ali Kılıçbay hayatı araştırılıyor. Peki Mehmet Ali Kılıçbay kimdir? Mehmet Ali Kılıçbay aslen nerelidir? Mehmet Ali Kılıçbay ne zaman, nerede doğdu? Mehmet Ali Kılıçbay hayatta mı? İşte Mehmet Ali Kılıçbay hayatı...

  • 09.10.2022 09:00
Mehmet Ali Kılıçbay kimdir? Mehmet Ali Kılıçbay kitapları ve sözleri
Akademisyen, Yazar, Gazeteci, Çevirmen Mehmet Ali Kılıçbay edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Mehmet Ali Kılıçbay hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Mehmet Ali Kılıçbay hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Mehmet Ali Kılıçbay hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1945

Doğum Yeri: Ankara, Türkiye

Mehmet Ali Kılıçbay kimdir?

1945 yılında Ankara’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi SBF’yi bitirdi, iktisat doktorası yaptı. Gazi Üniversitesi İİBF İktisat bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen, gazetelerde haftalık yazılar yazıyor.

Mehmet Ali Kılıçbay Kitapları - Eserleri

  • Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti
  • Cumhuriyet Ya Da Birey Olmak
  • Şehirler ve Kentler
  • Türk Mafyası
  • Dinin Fiziği Demokrasinin Kimyası
  • Ahşabın Öyküsü
  • Biz Zaten Avrupalıyız
  • Siyasetsiz Siyaset
  • Soytarı Gülmez Sırıtır
  • Ne Gülüyorsun Bu Senin Hikayen
  • Pazar Sabahı
  • Uyruktan Vatandaşa Geçimden İktisada
  • Bu Dünyayı Yaşamak
  • Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti
  • Siyasetin Bu mu Türkiye?
  • Şu Benim Ülkem

Mehmet Ali Kılıçbay Alıntıları - Sözleri

  • Bina yapılmasının okul yapmak demek olmadığını çok az kimse idrak edebilmektedir. Aceleyle "yetiştirilen" öğretmenler, laboratuvarsız, kütüphanesiz ve malzemesiz okullar, her an değişen eğitim sistemleri ve halkın nominalist baskısıyla "okul olsun da çamurdan olsun" tavrı bizi bu noktaya getirmiştir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Milletin vekili olarak seçilenlerin milletin kralı haline geldiği, özgürlüğün yalnızca devleti yönetenler için var olduğu, "devlet sanatçısı" gibi unvanların verildiği bir ülkede Doğu geleneğinden kopulduğunu savunmak için henüz çok erkendir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Kitabın, daktilonun birer "suç aleti" olarak teşhir edildiği bir ülkede, bunlarla uğraşanların şüpheli kişiler olarak görülmesi kaçınılmazdır. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Üniversite, belli bir bilim alanında, bilim adamı, entelektüel ve kendi yolunu bulmasını bilen kimse yetiştirir. Kısacası, üniversite bilim adamlığı mesleğini öğretir. Bu da, bilimin yapısı gereği, ne yazık ki "doğru"lara değil de, "yanlışlamalar"a dayalı bir eğitimdir ve ancak eleştiri ile tartışma tekniklerinin yoğun kullanımıyla hayatiyet kazanabilir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Çünkü bilgi birikiminin gerçekten düşük olduğu ülkemizde, hemen herkes, hemen her konuda söz etmeye kendini ehil görmektedir. Bu da toplumu, kahvelerde "her şeyi bilen" kanaat önderlerinin düzeyinde dondurmaktadır. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Biz Doğulu aydınlar, Doğuyu genellikle Batı bakış açısından değerlendiriyoruz. Batı kendi gelişimini evrensel ve olması gereken olarak görmekte, bunun dışındaki formasyonları, ya yok saymakta ya müzelik fantezi olgular olarak kabul etmekte ya da sapma olarak kabul etmektedir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Üniversite tıpkı bazı nadide bitki türleri gibi, ancak belli iklimlerde ve koşullarda yaşayabilir. Üniversite bina, hoca vb.'nin ötesinde, bir ortam ürünüdür. Eğer belli bir entelektüel, sanatsal, bilimsel düzeye erişmemiş ortamlarda kurulursa, ölü doğmaya veya liseleşmeye mahkûmdur. Ülkemizde ise, gönlün tersini istiyor olmasına rağmen, bölgelerimiz, illerimiz, kentlerimiz arasında gelişmişlik düzeyleri çok, ama çok farklıdır. Bu açıdan "her ile bir üniversite" kavrayışı, bizzat üniversiteyi yok edici sonuçlar doğurabilir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Daha sonra, 18.yüzyılda modern anlamıyla ulus kavramının ortaya çıkması ve bunun da büyük bir topluluk veya daha doğrusu cemaatin ülke çapında genişlemiş hali olarak görülmesi ile, otorite ve genel irade kavramları ortaçağ mirasının üzerinde yükselerek, çağdaş parlamenter demokrasinin temellerini atacaktır. Osmanlıda ise, cemaatlerin kendi otorite ve iradelerinin olabileceği kavramına, devletin her alanı kapsayan ağır despotizmi yüzünden ulaşılamamış olması, "genel irade" veya "egemenliğin ulusa ait olması" gibi kavramların ithaline rağmen, bizim "demokrasimiz" cici olmaktan bir türlü kurtulamamıştır, çünkü devletin despotizmin sınırlayacak, dengeleyecek ve nihayet de etkisiz bırakacak özerk yerellikler, incelediğimiz Doğu-Batı farklılıklarından ötürü oluşamamıştır. Bunun yanı sıra, Osmanlı toplumunda ve hatta bunca yıllık Cumhuriyet deneyinde ulaşılamayan bir kırılma noktasının yansıması da, Batı örgütlerinin (universitas) kendi iç yasama haklarının tamamen kendi varlıklarına dayandırılmasına karşılık, Doğu'da devletin otoritesine yaslanmayan hiçbir yasamanın meşruiyet kazanamamasıdır (spor federasyonlarının bile devlet kuruluşları olduklarını hatırlayınız). (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Batılılaşma, Osmanlı'da Batı'ya karşı çok belirgin bir aşağılık kompleksinin hem sonucudur, hem de bu kompleksi beslemektedir. Bunun sonucu olarak, sorunların çözüm mercii olarak -bizzat bu sorunların çoğunu yaratan- Batılı ülkeler görülmektedir. Kendi sorunlarına kendi deva olmayı beceremeyen Osmanlı aydını hastalığın mikrobuna yalvarmaktadır. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Bir toplumun cumhuriyet mi, yoksa başka birşey mi olduğunu belirlemenin en iyi araçlarında birini hem maddî üretimin bölüşümünde, hem de yaşanan hayatın kalitesini oluşturan maddî olmayan alanlarda kıstasın hak ya da imtiyaz tarafından meydana getirilmesi orta­ya koymaktadır. Eğer başka bir şekilde söylemeyi dener­sem, imtiyazlar küresi (şahsî ilişkiler) ile haklar küresi (gayrişahsî ilişkiler) arasındaki zıtlık, cumhuriyet ile diğer siyasal oluşumlar arasındaki farkı ortaya koymak­tadır. Yoksa tahtta irsî bir kralın veya "seçilmiş" bir "kralın" (devlet başkanının) olması değil. (Cumhuriyet Ya Da Birey Olmak)
  • Yasaların egemen olduğu her devlete cumhuriyet adını veriyorum, krallık da bir cumhuriyettir (Cumhuriyet Ya Da Birey Olmak)
  • Yeni bir kör döğüşünün daha içindeyiz, içerikleri serbestçe boşaltılan, sonra özel meşreplere göre ve daha da kötüsü, "ne olmadığı tadad edilerek" doldurulan kav­ramlar çerçevesinde sürdürülen bir sağırlar diyalogu. Di­yalog aslında bir ağız alışkanlığı, aslında birbirine hiç kulak asmayan bir sürü monolog ve bu monologların ke­sişme terimi neredeyse sıfır, çünkü herkes aynı kavram­larla konuştuğunu sanarken, gerçekte tamamen başka kavramları kullanıyor. Görünüşteki benzerlik, derinde­ ki özdeşliği sağlamaya yetmiyor. Uzaktan bakıldığında gülünç gelen, ama yanı başımızda cereyan ettiği için in­sanı üzen ve bazen de umutsuzluğa sevk eden trajikome­diler: Tartışanlar birbirlerini alt etmek istediklerinde, çoğu zaman rakiplerinin tezini destekliyorlar ve gülünç­lük, işte tam burada: Onlar da bunun böyle olduğunu an­lamıyorlar ve bu kez karşısındakileri destekleyecek tez­lerle sözüm ona kendilerini savunuyorlar. Türkiye'nin neredeyse bütün tartışmaları bu minval üzere oldu, olu­yor ve korkarım, görebildiğim kadar, yakın gelecek için­de de böyle olacak. Bu tartışmalarda böylesine garip bir iletişimsizliğin egemen çizgi haline gelmesinin esas ne­deni, kavramların ister ithal, ister yerli olsun, bulun­muş mal sayılmalarıdır. "Haydan gelen huya gider" cin­sinden bir halk bilgeliğinin hoş, ama derinliksiz felsefe­si içinde kalmayı sürdüren, bunu geniş kitlesi itibariyle hayat tarzı haline getiren aydınlarımız, "bedava” bul­dukları kavramları tepe tepe kullanıyorlar. Ve kazan­dıkları zaman fazla sevinmedikleri gibi (çünkü edinmek için bedel ödemediler), kaybettiklerinde de fazla üzülmü­yorlar. Böylece ülkemizde kavramlar bir kazanılıyor, bir kaybediliyor ve zaman ile mekân içinde bulunmuşu tekrar bulanlar, hem bunu ilk bulanın kendileri olduğu­nu sanıyorlar, hem de tarihe bakma külfetine katlanamadıklanndan bir içerik tasfiyesi ve tahliyesi daha gün­ deme geliyor. Kavramlar bulunmuş mal olunca, içerdik­leri de bulunmuş mal oluyor. Böylece Türkiye, örneğin, bir demokrasiyle, bir diktatörlükle yönetiliyor. İnsan­lar neyi kaybettiklerini, neyi kazandıklarını tam ola­rak anlayamıyorlar. (Cumhuriyet Ya Da Birey Olmak)
  • Oysa, Osmanlı geleneksel kavrayışı içinde halkın sürü olması inancına eklediğimiz zaman, Osmanlı aydınının kendi inandığı doğrular çerçevesinde "halkını" kurtarmak istemesini görebiliriz. Demokratik hakların oldukça sağlam bir şekilde kazanıldığı Batı Avrupa ülkelerinde ise, kimse böylesine kurtarma operasyonlarını kendine vehmetmemektedir. İşte bu çelişki içinde, Osmanlı aydını "halkını rahat bırakan" batılı aydını ihanet içinde görebilmektedir. (Doğu'nun Devleti Batı'nın Cumhuriyeti)
  • Halk olabilmek için yurttaş olmak gerekir, yani yerelliklerin üstünde, ül­kenin ve ülkeye ait her ne varsa, hepsinin herkes tara­fından sahiplenildiği bir oluşum. (Cumhuriyet Ya Da Birey Olmak)

Yorum Yaz