Julien Gracq kimdir? Julien Gracq kitapları ve sözleri
Fransız Yazar Julien Gracq hayatı araştırılıyor. Peki Julien Gracq kimdir? Julien Gracq aslen nerelidir? Julien Gracq ne zaman, nerede doğdu? Julien Gracq hayatta mı? İşte Julien Gracq hayatı... Julien Gracq yaşıyor mu? Julien Gracq ne zaman, nerede öldü?

Fransız Yazar Julien Gracq edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Julien Gracq hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Julien Gracq hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Julien Gracq hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...
Doğum Tarihi: 27 Temmuz 1910
Doğum Yeri: Saint-Florent-le-Vieil, Fransa
Ölüm Tarihi: 22 Aralık 2007
Ölüm Yeri: Angers, Fransa
Julien Gracq kimdir?
1910'da Fransa'nın Loire bölgesinde doğan Julien Gracq, tarih ve coğrafya öğretmenidir. Romanlarında, coğrafi bölgenin insan üzerindeki etkilerini incelemiştir. Roman dışında, denemeler, düzyazı, şiirler ve tiyatro oyunları da kaleme almış olan Julien Gracq, Alman romantizminin ve gerçeküstücülüğün etkisinde kalmıştır. 1991'de Le Rivage des Syrtes başlıklı romanına verilen Goncourt Ödülü’nü reddeden, özenli üslubuyla içindeki bunaltıyı damıtan bu ilginç yazara göre dil, insanları buluşturan, birleştiren, onları mistik yoldan anlamayı sağlayan bir araçtır.
Julien Gracq Kitapları - Eserleri
- Sirte Kıyısı
- Argol Şatosu'nda
- Ormanda Bir Balkon
Julien Gracq Alıntıları - Sözleri
- "Ay ışığıyla yıkanan gecenin süt beyazı saydam buharına benzeyen güven duygusu içlerinde saf bir erdeme indirgenmiş ilkel zerafetiyle onları sarıyordu" (Argol Şatosu'nda)
- "... İnsan kimi zaman gücünün bilincinde olarak şaka yapar, kimi zaman da karanlıkta kendine güven vermek için..." (Sirte Kıyısı)
- "... Senin yaşındaki bir insan mazeret göstermekten hoşlanmaz, çünkü bir şey yaptığında kendini ne ölçüde tehlikeye attığından hiçbir zaman emin olamaz..." (Sirte Kıyısı)
- "Öyle saatler vardır ki ağır ve gece dolu bir el, çekici indirmeden önce hayvanın alınlığını yoklayan kasabın yumuşak ne iğrenç eli gibi bir anda toprağın üzerine çöker, bu dokunmayla toprak bile olacakları anlayıp irkilir ve tiksinir." (Ormanda Bir Balkon)
- "... Titreyerek ve umut içinde kendi yüreğimize dönelim; bizim için birçok şeyi yapmaktan daha kolaydır..." (Sirte Kıyısı)
- Kendi zavallılığıyla geri dönen yaşam, hemen kaçınılmaz bir kişiliğin namuslu giysi ve kılıflarını kendilerine uzattığı için şaşırıp kaldılar. Ama yine de o anda bile hiçbir şey söylemeye cesaret edemediler; yüreklerinin sapkın gizi doymak bilmez dalgalar içinde kaybolmuş, boğulmuş muydu? (Argol Şatosu'nda)
- "İyi hükümetlerde zihin tembelliği olması doğaldır. 'Her şey oluruna bırakıldığında', dizginler çok çabuk çekilip işler gerçekten ters gitmeye başladığında, her zaman düşünmeye hazır kamuoyuna sığınma içgüdüsüyle kapkara bir günah keçisi yaratmak gerekir..." (Sirte Kıyısı)
- "...Yaraya neden olan el, yarayı iyileştirendir de." (Argol Şatosu'nda)
- Birbirlerini aradılar ve buldular. İtiraf etmeye cesaret edemedikleri bir keyifle, sinsi bir göz kırpmanın, şaka amaçlı tumturaklı sözlerdeki asıl niyetin, bir ünlünün inişli çıkışlı bir biçimde söylenişinin kendileri için anlam kazandığını sonunda kabul ettiler. Oyunun en karmaşık incelikleri aşırı bir rahatlıkla denenmiş, daha ilk belirtide de hiç zorlanmadan tahmin edilmişti. Gizemli anlaşma yeniden eksiksiz, tüm yeminlerin ötesinde, tüm zararlarını küçümsediği dünyaya karşı çatlaksız bir cephe oluşturmuştu. Bu şeytani, çözümsüz noktada, karşı tarafın tüm içselliğiyle algıladığı en içten düşünceler, en saf gözlere bile tuzağın kuşku götürmez izini göstermişti. (Argol Şatosu'nda)
- "Her bireyin içinde gizlice hep ben diyen ve asla biz, insanlar demeyen, insanları sayıları kadar küçük özel evrenlere kilitleyen bu ruhsuz ve şarkısız savaş kırları kentten çok daha az etkiliyor ve şaşırtıyordu." (Ormanda Bir Balkon)
- Vadinin dönemecinde birdenbire, beyaz tozdan unlara bulanmış değirmenci yollarının ortasında, güneşle birlikte kalkmış, sık mavi pullarla örtülü damlarıyla sabah sisinin içinden bir lüfer sürüsünü aratmayacak sedef parıltılarıyla çıkan, dua kitabındaki minyatürleri andıran tertemiz şirin bir kasaba, küçük köprüsünün ucunda mütevazi tepeciğine yaslanmış duruyor; evlerinin üzerinde, çok yukarılarda, şatonun geniş ve yüksek duvarı iki elle tutulup boylu boyunca açılmış bir kırallık baş bağı gibi yayılıyordu. (Ormanda Bir Balkon)
- "Hiçbir şey boş bir deniz kadar yanıltıcı olamaz" (Sirte Kıyısı)
- O gözler beni tuzağa düşürüyor, derin sulardaki koyu yansımalara doğru dalan bir dalgıcı kendine çeker gibi çekiyor, açılan kolları karanlıkta el yordamıyla bende düğümleniyor, boynuma bağlı bir taşla, onunla birlikte hüzünlü bir gölün kurşuni sularına gömülüyordum. (Sirte Kıyısı)
- Belki de biri ötekinin korkunç ve samimi düşmanlığının aynası olmasaydı, boş bir kristal küre gibi içine girdikleri, insana özgü hiçbir şeyi kendi gözleriyle görmedikleri ortak inlerine artık ganimet getiremedikleri noktaya çoktan gelirlerdi. Çünkü birbirlerine düşmandılar da, ama bunu söyleme yürekliliğini gösteremiyorlardı. Ne bunu kendilerine itiraf edebiliyorlar ne de -tuhaf da olsa- ikisinin arasındaki ilişkinin en hafif biçimde bile olsa anımsatılmasına katlanabiliyorlardı. Hegel, kendisinin ve karşıtının hayaleti gibi gizemli bir biçimde, melek gibi görkemle yanlarında yürüseydi, herhalde ikisine de gülerek sonunda öteki amaçlarının yanında aydınlatmaktan başka amacı olmayan başkaları gibi bu kitabı da gerekli bir anlaşma biçimi olup olmadığı konusunda kendini sorgulardı. (Argol Şatosu'nda)
- Tedirgin ve sinirliydim, birden kendimi kenara itilmişlik duygusuna kaptırdım; cezalandırılıp kapatıldığı odasının bir köşesinde bayram yerinin sıcaklığına ve ışıklarına hasret kalan çocuk gibiydim. (Sirte Kıyısı)
- "Doğan her yeni gün biraz romantiktir..." (Sirte Kıyısı)
- “Savaşta gecenin içinde de insanlar yaşar, ‘yıldızların altında...’ diye düşündü; aklından belli belirsiz.” (Ormanda Bir Balkon)
- İlerledikçe gece de değişiyordu; geceyarısının uyuşukluğu yavaş yavaş ağaçların doruklarına tırmanıyor, rüyaların daha hafif havası ağaç altlarına mavitırak tütsü buğusunu akıtıyor, ay yükseliyor, yağmurdan sonra gelen güzel havanın yolları kurutması gibi bütün dünyayı göz alabildiğine geçilebilir kılıyordu. (Ormanda Bir Balkon)
- Hava acı ve hemen hemen ılık oluyor, öğleyin orman yolunda yürürken her yan patikadan, güneşin vurup karları ışıldattığı yerlerde çözülen buzun karın gurultusunu andıran boğuk gürültüsünün yükseldiği duyuluyordu; ama kısacık akşam üzeriyle birlikte Meuse'ün ufukları da pempeleşmeye başlar başlamaz soğuk yeniden Çatı'nın üstüne sihirli bir gerilim seriyor; mühürlenen orman bir sessizlik tuzağı, kapalı demir parmaklıklarının yalnızca hayaletlerin gidiş gelişine teslim ettiği bir kış bahçesi olup çıkıyordu. (Ormanda Bir Balkon)
- ...her canlının kendini yok etme ve varlığı yiyip bitiren tükenme içgüdüsünün -kuşkusuz denk olmayan silahlarla- kendini koruma kaygısıyla savaştığını belki de o anda anladı. (Argol Şatosu'nda)